07.07.2008

Kürt Raporu açıklandı

Abant Platformu'nun ''Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak'' konulu 17. toplantısının, sonuç değerlendirmesi açıklandı.

Bolu Abant Palace Otel'de iki gün süren toplantıların ardından hazırlanan bir bildiri yayınlamak üzere toplanan düzenleme kurulu üyeleri, açıklanacak olan metnin ''sonuç değerlendirme'' olarak adlandırılmasını kararlaştırdı. Prof. Dr. Mete Tunçay, Altan Tan ve Prof. Dr. Mümtazer Türköne tarafından açıklanan sonuç değerlendirme metninde, ''Kürt sorununun Türkiye'nin öncelikli ve en önemli sorunlarından biri olduğu'' savunuldu.

Abant Platformu Düzenleme Kurulu Üyesi Altan Tan tarafından okunan metinde, sorununun çözüm yoluna girmesinin, sağlıklı bir diyalog ortamının oluşması, ön yargıların yıkılması ve karşılıklı güvenin tesis edilmesine bağlı olduğu kaydedilerek, platformun amacının çözüm için elverişli bir iklim, dil ve zeminin oluşmasına katkıda bulunmak olduğu aktarıldı.

''Amaç bir çözüm programı etrafında tarafları mutabakata ikna etmekten ziyade, diyalogsuzluğu sona erdirmek için sağlıklı ve dinamik iletişim kanalları açmaktır'' denilen sonuç değerlendirmesinde şu ifadelere yer verildi: ''Temel prensip olarak açık bir şiddet çağrısı içermedikçe her fikrin serbestçe ifade edilebilmesini ve tartışılmasını savunuyor; farklı düşünen bütün kişi ve grupların fikirlerini beyan etme hakkına herkesten saygı bekliyoruz.

Her türlü şiddetin ve şiddet içeren yöntemlerin mutlak olarak reddedilmesini, Kürt sorununun çözümü için vazgeçilmez bir ön şart addediyoruz. Kürtlere yönelik asimilasyon politikalarını reddediyoruz. Türk ve Kürt ayrımının karşılıklı olarak homojenleştirmek, ötekileştirmek ve yabancılaştırmak amacıyla kullanılmasına karşı çıkıyoruz.''

''HUKUK DEVLETİ SINIRLARI DIŞINA ÇIKAN BÜTÜN UYGULAMALARI REDDEDİYORUZ''

Açıklamada, ''Kürt sorunu etrafında geçmişte çok acı olaylar yaşandığı ve bu acı olayların yenilerinin yaşanmaması için bir tecrübe olarak hatırlanması, bir kan davasına dönüştürülmemesi gerektiği'' belirtilerek, şu görüşlere yer verildi:

''Kimsenin elinde kitlelerin vekaleti yoktur. Bu nedenle bir toplum adına konuşmayı, bir temsil niteliği öne sürmeyi çözümü zorlaştıran bir üslup ve muhakeme tarzı olarak görüyoruz. Barış içinde birlikte yaşama özlemimizin gerçekleşmesi için Kürtlerin yoğun oldukları doğu ve güneydoğu bölgelerimizde ekonomik kalkınma büyük önem taşımakla birlikte, yöre insanlarının şeref ve haysiyetlerinin hak ettikleri gibi yüceltilmesi de zorunludur.

Bu cümleden olmak üzere, temel insan haklarıyla ilgili tüm uluslararası sözleşmelerde yer verilen sosyal, kültürel ve siyasi hakların eksiksiz ve çekincesiz kabulü elzemdir. Anadile saygı, insana saygıdır. Anadili konuşma, eğitim ve öğrenimde kullanma hakkının vazgeçilmez bir insan hakkı olduğunu ve bu hakka karşı çıkmanın hiçbir gerekçesi olamayacağını düşünüyoruz. Kürt sorunu etrafında hukuk devleti sınırları dışına çıkan bütün uygulamaları reddediyoruz.

Abant Platformu olarak bu toplantının insan haklarına, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye bağlı, güven verici bir ortamın oluşturulmasına ve sürdürülmesine katkıda bulunduğuna inanıyoruz. Barışı ve geleceği hedefleyen çözüm arayışımız yüzyıllardır ortaya konan birlikte yaşama iradesinden güç almaktadır.''

BİLDİRİYE EKLENEN MADDELER

Sonuç değerlendirme metninin okunmasının ardından, katılımcıların görüş ve önerileri dinlenerek, bazı ekleme ve düzenlemeler yapıldı.Metinde yer alan ''Kürtlere yönelik asimilasyon politikalarını reddediyoruz'' cümlesi, bazı katılımcıların talepleri doğrultusunda, ''Kürtlere ve diğer unsurlara yönelik asimilasyon politikalarını reddediyoruz'' şeklinde değiştirildi.

''Barışı ve geleceği hedefleyen çözüm arayışımız yüzyıllardır ortaya konan birlikte yaşama iradesinden güç almaktadır'' şeklindeki ifade de ''Barışı ve geleceği hedefleyen çözüm arayışımız yüzyıllardır ortaya konan bütünlük içinde birlikte yaşama iradesinden güç almaktadır'' olarak düzenlendi.

Ayrıca yapılan müzakereler sonucu ''Kapsamlı bir af kanunu koşullarının oluşturulması gereklidir'', ''Irak'ta yaşayan tüm halklarla birlikte Kürtler de bizim kardeşimizdir. Kürt Federe yönetimi ile her türlü dostane ilişkinin geliştirilmesini elzem görüyoruz'', ''Kürt sorununun çözümünde Türkiye'deki demokratikleşme sürecinin devamı elzemdir. Bu bağlamda Avrupa Birliği perspektifinin muhafazası, hem demokratikleşme sürecinin devamı hem Kürt sorununun çözümünü kolaylaştıracaktır'' ve ''Çözüm dilinin oluşmasında medyanın sorumluluğu, hassasiyeti ve üslubu çok önemli katkı sağlayacaktır'' ifadelerinin metinde yer almasına karar verildi. Sonuç değerlendirme metni, yapılan düzenlemelerin ardından kamuoyuna açıklandı.

AA

(haber7)

05.07.2008

Ordu kışlaya!

Düşünün: Fenerbahçe Orduevi’nde konuşlanmışlar. Bunların emekliye ayrılmış olması filan fark etmiyor. Memleketin esas sahipleri onlar.

Jandarma Komutanıyken yapamadılar mı darbeleri, işleri rast gitmedi mi; emekliye ayrıldıklarında da bir fors, bir racon. Orduevleri, lojmanlar, Atatürkçüdüşüncedernekleri, kapitalistlerin yönetim kurulu üyelikleri emirlerine amade.

Bir nevi Kadirimutlak/Sonsuza Dek GÜÇ: bu nasıl bir güç vehmetme kendine/kendilerine. ‘Sivil’ toplumculuk ayağına yatıp saftorozları sokağa döküp/İzmir’in dekoltemanyak kadınları filan: “Paşam yoksa göğüs dekolteme mi karışacak Bu Yobazlar?” “Olur mu güzel evladım, dekolte de senin Kemalist hakkın, getir şöyle bir kadeh rakımızı da mehtaba karşı içip Atamız’ın ruhunu şad edelim!” ayakları. ‘Sivil’ ağızları.

Perihan Mağden

yazının tamamı için tıklayınız>>>

Kanun koyucu kendi kanununa uymazsa...

Habere göre;

MHP heyeti 3 Temmuz Perşembe günü Gümülcine, İskeçe ve Selanik'te Batı Trakyalı soydaşlarla görüşme yapmak için gitmek üzere İpsala Gümrük Kapısı'na geldi.

İpsala Gümrük Müdürlüğü'ne girişten sonra heyette bulunanlar çıkış işlemleri için pasaportlarını polise verdiler. Bilgisayar sistemine giren pasaport polisi sırayla işlemleri yaptı. Ancak görevli polis memuru, MHP Genel Sekreter Yardımcısı ve Adana Milletvekili Recai Yıldırım'ın pasaport bilgilerini girdiğinde bilgisayarda, 'hakkında tahdit var yurtdışına çıkamaz' uyarısı çıktı. Bunun üzerine pasaport polisi, Milletvekili Yıldırım'a, borcu nedeniyle hakkında Maliye Bakanlığı tarafından konulmuş çıkış tahdidi olduğunu bildirdi. Görevli memur kırmızı pasaport taşıyan Milletvekili Recai Yıldırım'a, 'Bilgisayarda çıkış tahdidi kaydı var, maliyeden tahdit kaldırma yazısı getirmeden işleminizi yapamam' dedi.

Pasaport Polisinin resmi kayıtlarda çıkış yasağı yaptığı sırada sinirlenen MHP Adana Milletvekili Recai Yıldırım, "Sen ne diyorsun, ver pasaportu mu' diyerek görevli polis memurundan aldı. Daha sonra da 'yasıl çıkış işlemi' yaptırmadan diğer vekil arkadaşları ile birlikte araca bindi. Pasaport polisinin işlemlerinden sonra gümrük sahasının içindeki taşıt ve yolcular için bulunan 'son kontrol noktası'nı da geçen 'çıkış yasaklı' Milletvekili Recai Yıldırım, görevlilerin şaşkın bakışları arasında Yunanistan'ın Kipi Gümrük Kapısı'nın yolunu tuttu.

Haberin tamamı için tıklayınız>>>

Yasama organı üyesi bir kişinin böyle bir lüksünün olması mümkün müdür? Milletvekili olmak, kurallara uymama hakkını bize verir mi?

03.07.2008

Amerika Hatıraları-3

Supervisor: Are you Kurdish or Turkish?
Ben: Turkish
Supervisor: Do you know semra is kurdish?
Ben: Yes.
Supervisor: But you are friends ha?
Ben: yes.
Supervisor: American newspaper said Turks and Kurds have problem is there a problem?
Ben: No, but sometimes there is conflict between Kurds and Turks.
Supervisor: They are newspapers. We have also some conflict in America.

not: ingilizce kontrolü yapmaya kalkmayın :)

01.07.2008

ERGENEKON'DA BÜYÜK OPERASYON


Ankara güne süpriz gözaltılarla başladı.Bu gözaltı hadisesi çok konuşulacak gibi görünüyor.Çünkü sözkonusu olan isimler çok büyük...
Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün,
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı ve emekli Orgeneral Şener Eruygur,
Emekli Orgeneral Hurşit Tolon,
Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay,
Tercüman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi...
Tabi isimler böyle büyük olunca kızılca kıyamet koptu.Başta CHP olmak üzere bazı kesimler operasyonu eleştiri bombardımanına tuttu ve bunu hükümetin bizzat yürüttüğü sindirme operasyonu olarak yorumladı.Benim anlamadığım konu şu:madem gözaltına alınan kişilerin tertemiz vatansever insanlar olduğuna inanılıyor bırakın kurcalasınlar bırakın götürsünler,ne olur yani?hukuka güveniniz tam ise alınlarının akı ile bu operasyondan kurtulurlar...
Ama baktığımızda reaksiyonlar çok sert...''Nasıl gözaltına alırsınız?bunlar Türkiye'nin en saygın kişileri...''diye feryat figan kopartılıyor.Sanki en saygın kişiler gözaltına alınamaz diye bir kural var.Bundan 48 yıl önce de Menderes Türkiye'nin en saygın kişisiydi milli iradenin Başbakanıydı ama asıldı,bunlarda kim oluyor diyesi geliyor insanın...
Bir de tabi ''hukukun dışına çıkılacak günler geliyor''diyen ADD Kadıköy şubesi eski başkanlarından Birol Başaran var...Anayasal suç işleyen bir kişide Türkiye'nin saygın kişileri arasında kabul ediliyor,ilginç...
Bana en ilginç gelen haberse ATO Başkanı Sinan Aygün'le alakalı Hürriyet ve Milliyet'te okuduğum habere göre kendisi ATO'ya getirilirken''Atatürk ve cumhuriyeti sevmekle suçlanıyorum''dedi.
Gel de çık işin içinden yaw kardeşim seni Atatürkçüsün diye mi gözaltına aldılar da böyle bir açıklama yapıyorsun?O zaman seni gözaltına aldıran savcılar Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı gibi bir anlam ortaya çıkıyor...Seni Ergenekoncusun diye göz altına aldılar...
Şimdi bıraksın herkes Atatürk'ün arkasına saklanmayı,alnı ak olan kendine güvenen çıksın suçsuzluğunu göstersin....
Yoksa bu milletin böyle Atatürk ve Cumhuriyet mavallarına karnı tok,ak koyun kara koyun yakında belli olacak...

Helal olsun size!

Demokratik yapıyı kesintiye uğratmayı amaçlayan darbe girişimleri, yasadışı olmasına rağmen farklı dönemlerde Türkiye gündemine oturuyor. Bunun son örneği Nokta Dergisi'nin eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'in günlüklerine dayanarak ortaya çıkardığı 'Sarıkız' ve 'Ayışığı'. Soruşturma izni verilmediği için mahkemede ele alınamayan teşebbüsler, Parlamento gündemine geliyor. Konuyla ilgili araştırma önergesi hazırlayan ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, uzun çabaların ardından yeterli imzaya ulaştı. Önergeyi gelecek hafta Meclis Başkanlığı'na sunacak. Meclis'teki bütün partilerden destek isteyen Uras'a sadece DTP'li 20 milletvekili ve Bağımsız Hamit Geylani (Hakkari) 'evet' dedi. AK Parti, CHP, MHP ve DSP yöneticilerinin 'konjonktür' gerekçesiyle imza vermediğini anlatan Uras, bu duruma tepkili: "Ben isterdim ki, milletvekillerinin tamamı önergeye katılsın, Meclis ortak duruş sergilesin. Ayışığı ve Sarıkız'ın araştırılmasını savunmak Parlamento'nun kendi hakkını savunmasıdır. Halı altına süpüremeyiz. Aksi durum vekillerin bindiği dalı kesmesidir. Faydacı davranamayız, ilkeli olmalıyız."

Uras'ın, 'Sarıkız' ve Ayışığı'nı Meclis'e taşıması kamuoyundan destek gördü. ÖDP liderine tam destek veren sivil toplum kuruluşları, darbe planlarının ayrıntılarıyla ortaya çıkarılmasını istedi. Hukukçular da, halkın iradesini yok sayan girişimleri ortaya çıkarma görevinin Meclis'e ait olduğunu vurguladı.

ÖDP lideri Ufuk Uras, "Ben isterdim ki, 549 milletvekilimizin tamamı imza versin. Meclis, ortak duruş sergilesin. Ayışığı ve Sarıkız'ın araştırılmasını savunmak Parlamento'nun kendi hakkını, hukukunu savunmasıdır. Bunları halı altına süpüremeyiz. Aksi durum milletvekillerinin bindiği dalı kesmesidir." ifadelerini kullandı. Daha önce görüştüğü AKP, CHP, MHP ve DSP yöneticilerinin muhtemelen 'konjonktür' gerekçesiyle imza vermediklerini hatırlatan Uras, şöyle devam etti: "Şu anda faydacı davranamayız. İlkeli olmalıyız. Yunanistan'da, İspanya'da bu işi yapan adamlar 20 yıldır hapiste yatıyor." ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, Nokta Dergisi'nin eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Özden Örnek'in günlüklerine dayanarak ortaya çıkardığı Sarıkız ve Ayışığı kodlu darbe girişimlerinin araştırılması için bir süredir çaba gösteriyor. Uras, nihayet amacına ulaştı. AK Parti, CHP, MHP ve DSP yöneticileriyle görüşerek araştırma önergesine destek isteyen Uras, başarılı olamamıştı. Uras'a destek 22 Temmuz seçimlerinde listesinden aday olduğu DTP'den geldi. DTP'li 20 milletvekili ve Hakkari Bağımsız Milletvekili Hamit Geylani, Uras'ın araştırma önergesine imza sözü verdi. İmzaların hafta sonuna kadar tamamlanması bekleniyor. Uras, araştırma önergesini Meclis Başkanlığı'na gelecek hafta sunacağını açıkladı.

'Meclis'e getirmeyin, demokrasi bildirisi yayımlayalım'

Meclis formülü, 'post-modern darbe' olarak nitelendirilen 28 Şubat sürecinde de gündeme geldi. DYP lideri Tansu Çiller, içinde 'yaptırım' kelimesinin geçtiği 28 Şubat kararlarını Meclis'e taşımak istedi ve Başbakan Necmettin Erbakan'a 'kararları imzalama' teklifinde bulundu. Erbakan, imzayı attı ancak Meclis teklifini gündemine aldı. Bunun üzerine TBMM Başkanı Mustafa Kalemli, sert bir çıkış yaptı: "Muhtıra, Meclis ile muhatap edilmemeli." Hükümet, Meclis'te kararların değil son günlerdeki gelişmelerin görüşüleceğini savundu. Ancak Erbakan, Meclis Başkanı Kalemli ile yaptığı görüşmeden sonra MGK kararlarının muhatabının Meclis değil, Bakanlar Kurulu olduğunu söyledi. Gazeteci-yazar Yavuz Gökmen'in 'Sarışın Güzel Kadın' adlı kitabına göre, bu olayın iç yüzü şöyleydi: "Her şeyden anında haberdar olan Genelkurmay, bu kararı öğrendi. Yapılacak tek şey, diplomatik yolla buna engel olmaktı. Karadayı, Erbakan ve Demirel'e, 'Bu kararların Meclis'e gelmesi, ordu ile milleti karşı karşıya getirir. Eğer bu kararlar Meclis'e gelmezse bir açıklama yaparak 28 Şubat kararlarındaki 'yaptırım' kelimesinin bu anlama gelmediğini ve ordunun demokrasiye bağlılığını açıklarız.' dedi. Erbakan, bu öneriyi kabul etti ve kararları Meclis'e getirmekten vazgeçti."

SİVİL TOPLUMDAN TAM DESTEK

Gültekin Avcı (Eski Cumhuriyet Savcısı)

Meclis'in araştırması, adlî soruşturmanın önünü açar

Meclis bünyesinde araştırma komisyonlarının oluşturulması Susurluk ve Uğur Mumcu olayında olduğu gibi hayati önem arz ediyor. Cumhuriyet savcıları, birtakım çevrelerin adlî mekanizmaya takınacağı tavırdan dolayı darbe girişimlerinin üzerine gidemiyor. Ama Ayışığı ve Sarıkız darbe planları ortada. TCK'ya göre, ciddi bir suç işlenmiş. Darbe, vatana ihanetle eşdeğer bir suç. Ciddiyetle soruşturulması gerekir. Meclis'in böyle bir komisyon kurması, cumhuriyet savcılarına şümullü bir destek verilmesi açısından çok isabetli olacaktır. Siyaset bunu sahiplenmezse adlî mekanizma niye sahiplensin ki? Zira adlî mekanizma böyle bir işe girdiğinde savcıların başına neler geldiğini Şemdinli olayında gördük.

Sinan Kılıçkaya (Hukukçular Bir. Vakfı Bşk.)

Hukuku çiğneyen kim olursa olsun üstüne gitmeliyiz

ÖDP lideri Uras'ın yaptığı cesurca ve yerinde bir girişim. Bugüne kadar siyasîler ve Parlamento, gerek TSK'yı yıpratmamak adına gerekse geçmişte yaşanan olumsuz darbe tecrübeleri sebebiyle çekingen durmayı tercih etti. Hukuk devleti ilkesi gereği hukuku çiğneyen kim olursa olsun konunun üzerine gidilmeli. Hukuka aykırı durumun tespiti halinde gerekli yasal soruşturma açılarak yargılama yapılmalı. Konunun araştırılarak yargıya gönderilmesi halinde Türkiye'nin demokratikleşmesi ve hukukun üstünlüğü anlamında önemli bir adım atılmış olacaktır.

Ümit Kardaş (Emekli Askerî Hakim)

Bütün partiler destek vermeli

Meclis'in bu darbe girişimine el koyması gerekiyor. Gerçek bir demokrasiye geçilmesi, vesayet rejimine son verilmesi isteniyorsa bu işin sahibi Parlamento. CHP, MHP, AK Parti hep birlikte sorumluları ortaya çıkaracak şekilde soruşturma açmalı. Çünkü rejime karşı suç işlendi. Ufuk Uras'ın girişimi çok doğru, çok önemli buluyorum. Parlamento'nun buna sahip çıkması gerekiyor. Ama maalesef Şemdinli'de çıkmadı.

Latif Selvi (Konya STK Platformu Başkanı)

Kimse milletten üstün değil

Darbeler hiçbir sorunu çözmedi. Türkiye'yi hep geri götürdü. Kimse kendini millet iradesinin üzerinde göremez. Siyasetin yoluna devam edebilmesi için darbe girişimlerinin önlenmesi gerekir. Meclis, darbe girişimleriyle ilgili gerekeni yapmalıdır. Türk milleti adına görev yapanlar, yetkilerini millete baskı amacıyla kullanamaz.

Halil Doğan (Demokrat Hukukçular Drn. Bşk.)

Siyasîler artık 'dur' demeli

Kim yaparsa yapsın darbe girişimleri soruşturulmalı ve sorumluları cezalandırılmalı. 1960'tan bu yana darbecilere ses çıkartılmadı. Darbeye ses çıkarmak bir yana, medya ve yargı tarafından ve hatta bazı siyasetçilerce desteklenmesi, demokrasi ve hukukun yerleşmesine engel oldu. İktidarıyla muhalefetiyle tüm siyasetçilerin artık buna 'dur' demesi gerekiyor.

Yusuf Başer (Eski Yozgat Barosu Başkanı)

Mumışığı, ayışığı ne varsa ortaya çıkarılmalı

Bir hukukçu olarak darbelere karşı çıkmayı görev bilirim. Darbeler ve darbe girişimleri gibi gizli kapaklı yapılan her şey gün yüzüne çıkarılmalı. Mumışığı, ayışığı ne varsa ortaya çıkarılmalıdır. Hukuk devletinde darbelerden ve gizli oluşumlardan söz edilemez. Kimin ne mücadelesi varsa hukukî zeminde sürdürmeli. Ufuk Uras'ın bu girişimini sonuna kadar destekliyorum.

(Zaman)

29.06.2008

Bir Türk neye bedel?

Mehmet ALTAN - STAR




Devleti kim kurar?

Ulus...

Nasıl?

Bir ırk önce kendinin ulus olduğunun bilincine varır...

Ardından siyasallaşır...


Sonra devletleşir... Ve ‘ulus-devlet’ tanımına ulaşılır... İmparatorluklar ardından burjuvazinin çıkarları doğrultusundaki ‘ulus-devlet’ örgütlenmeleri, genellikle bu şekilde gerçekleşmiş...

***

Bizim buralarda nasıl olmuş?

Osmanlı İmparatorluğu’nu terk edenler etmiş...

Geriye Anadolu’da terk edemeyenler kalmış...

Ve birçok farklı etnik gruba mensup Müslümanlar ‘Türk’ kimliği etrafında ‘devlet’ tarafından toplanmış...

Avrupa’daki ‘ulus-devlet’ biz de ‘devlet-ulus’a dönüşmüş...

Orada uluslar devletleri kurarken, biz de devlet ‘ulus’ yaratmaya koyulmuşuz...

‘Bir Türk cihana bedeldir’ lafı o zorlu dönemin bir moral depolama üslubudur...

***

2008 itibariyle, peki ‘bir Türk’ neye bedel?

Bir Lüksemburglu’nun yedide birine bedelmiş...

Tersten söylersek, yedi Türk bir Lüksemburglu ediyormuş...

***

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK)...

Eurostat ve OECD işbirliğiyle yürüttüğü ‘satın alma gücü paritesi’ne göre Avrupa’daki 35 ülkeye ilişkin kişi başına gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) 2007 yılı geçici tahminleri açıklanmış.

Söz konusu tahminler, 27 AB ülkesi...

3 aday ülke (Türkiye, Hırvatistan ve Makedonya)...

3 Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) ülkesi (İsviçre, İzlanda ve Norveç) ile...

2 Batı Balkan ülkesi (Arnavutluk ve Sırbistan) olmak üzere toplam 35 ülkeyi kapsıyor.

***

2007 yılı geçici tahminlerine göre, 35 ülke için karşılaştırıldığında; Lüksemburg’un en varlıklı, Arnavutluk’un en yoksul ülke olduğu ortaya çıkmış.

Türkiye ise 2007 yılı için AB 27 ortalaması 100 olan kişi başına milli gelir değeri üzerinden 42 kişi başına hacim endeksi ile 29’uncu sırada yer aldı.

Türkiye, AB-27 ortalamasının yarı düzeyine bile ulaşamazken, Avrupa bölgesindeki 35 ülke içinde en varlıklı ülke konumundaki Lüksemburg, Türkiye’nin yedi katı daha zengin...

Geçen yıl hesaplama yöntemi değişikliğiyle milli gelir hacmi eskiye göre kağıt üzerinde yaklaşık yüzde 35 daha büyük çıkmasına rağmen, Türkiye’nin satın alma gücü paritesine göre kişi başına GSYH’sinin, AB-27 ortalamasına göre yüzde 58 daha düşük olduğu görüldü.

Romanya 41, Bulgaristan 38 ile AB ortalamasının yanı sıra Türkiye’nin düzeyinin de altında çıktı. AB dışında yer alan Sırbistan 35, AB’ye üyelik sürecindeki Makedonya 29 ve yine AB üyesi olmayan Arnavutluk 22 ile Türkiye’den daha yoksul diğer üç ülkeyi oluşturdu.

***

Gelir düzeyinde Lüksemburg’u 184’le EFTA üyesi Norveç izlerken, AB üyesi İrlanda 146 ile üçüncü oldu.

Yunanistan’da 98, Kıbrıs Rum Kesimi’nde 93, Slovenya’da 89, Çek Cumhuriyeti’nden 82, Malta’da 77, Portekiz’de 75, Estonya’da 72, Slovakya’da 69, Macaristan’da 63, Litvanya 60, Letonya 58, Polonya 54’le ortalamanın altında kaldı.

Biz tüm bu ülkelerin ardından gelmekteyiz...

***

Erken Cumhuriyet döneminin dopingli sloganı 2008 yılı itibariyle ‘satın alma paritesine’ göre sihrini çoktan kaybetmiş gibi görünmekte...

Acaba Cumhuriyet’in 100. yılında ‘bir Türk satın alma paritesine göre de cihana bedeldir’ diyebilir miyiz? Ya da demeyi hedefler miyiz...

Eğer dersek,bugün itibariyle rakibimiz Lüksemburg olacak..

Çünkü şimdi yedi Türk ancak bir lüksemburglu ediyor...

Milliyetçilik...

Ulusçuluk... Ulusalcılık...

Tüm bunları biraz da ‘satın alma paritesine’ göre kişi başına gelir açısından tartışsak da, cidi ciddi neler yapılabileceğini konuşsak...

Ve hamaset açısından cihana bedel Türk’ün, satın alma paritesiyle kişi başına gelirde neden nal topladığını tespit edip, bu konuya yoğunlaşsak..

Elektrik zammının herkesin belini büktüğü, asgari gelirin de ancak yüzde 5 artabildiği ve büyük yığınların geçim derdiyle yanıp kavrulduğu Türkiye için çok daha anlamlı ve gerekli olmaz mı?

25.06.2008

Amerika Hatıraları-2

oda arkadaşım olan bir başka Kırgız ile bir diyalog:

Kırgız: Türklere i am from kyrgyzstan (its sound is similar to kurdistan) dediğim zaman kızgınlaşıyorlar sonra i am from Kırgızistan diyorum hepsi alkışlıyor kardeşim diyorlar :))

Ben: haha...


Bu arada Ahmet Altan ve İhsan Dağı dün çok güzel yazmışlar Ali Bulaç'ın son 6-7 yazısı çok sağlam yazmıyorsunuz bari okuyun...

Not: Ağa bir önce ki Amerika hatırasını iyi oku!

ariflik iddiasından entellektüellik iddiasına mı?

"...Öyle anlaşılıyor ki Gülen Hareketi’nin mensupları, Fethullah Gülen’i Kant ve Descartes’a denk bir filozof olarak görüyor. Fakat bu tür mukayeselerde Gülen’in Batılı filozof, sosyolog veya tarihçilerle kıyaslandığına dikkat etmek gerek. Doğudan bir isimle yapılan karşılaştırmalara hiç hoş gözle bakılmıyor. Ali Bulaç’ın Gülen’i Pakistanlı âlim Mevdudi ile karşılaştırmasına yine Ali Ünal’dan tepki gelmişti mesela.

Demek ki “cemaat” Gülen’i tıpkı bir Batılı filozof, aydın ve entelektüel gibi görmek istiyor.

Belki de Foreign Policy’nin internet anketine oy yağdırarak Gülen’i birinci çıkartmaları bu kimlik arayışında önemli bir kilometre taşıdır. Onlara göre, bu anketin sonucunun da gösterdiği gibi Gülen artık uluslararası düzeyde tanınan bir entelektüel olarak tescil bulmuş oluyor...
...Ama o büyük iktidara, mali güce ve kuvvetli halkla ilişkilere rağmen yine de bir şeylerin eksikliği hissediliyor gibi.

Cemaatin mensuplarının yorumlarına bakılırsa, zihinlerde, “Bütün dünya benimsiyor, siz neden görmüyorsunuz?” sorgulaması hâkim. Bu bile cemaatin hâlâ meşruiyet krizini aşamadığını göstermiyor mu?

Acaba bütün bu serüven hiç yaşanmamalıydı da Fethullah Gülen, cami minberinde hoş bir üslupla etkili vaazlar veren bir hoca olarak mı kalmalıydı? ..."

23.06.2008

Amerika Hatıraları-1

ben: Fetullah Gülen'i tanıyor musun?
kırgız kız: evet
ben: Said Nursi'yi tanıyor musun?
kırgız kız: evet
ben: Fetullah Gülen'i seviyor musun?
kırgız kız: Sevilmiycek biri mi...