10.10.2008

KENDİ DİLİMİZİ KONUŞMAK

Tarih ve coğrafya. Belleklerimizde bu iki kavram şimdiyi ve burayı anlamak için bir pusula. Analitik geometri. Birisini yatay, birisini dikey bir düzlem olarak kabul etsek de denklemler her zaman bu kadar kolay çözülmüyor. Üstelik dünyanın daha önce hiç yaşamadığı kadar büyük bir kaos yaşadığı; bu kaosla birlikte küçücük bir köye dönüştüğü bir zaman da yaşıyorsanız.

O zaman “birlikte yaşamak” kavramı gelip dayanıyor belleklerimize. Birlikte yaşamak ama nasıl. Birbirimizi anlamak. Doğu ve Batı. Bu soruların en güzel izleneceği yer ise Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkileri. Sadece basit bir politik problem değil; yıllardır yenilmişlik psikolojisi içinde Batı’ya benzemeye çalışan, zaman zaman kendi geçmişini unutmaya çalışan, bazen aşırı bir duygusallık ile geçmişine sarılan, yenilmişliğin şokunu hala üstünden atmaya çalışan Doğu, Türkiye. Öte yanda ise dünyayı hiç olmadığı kadar değiştiren, Tanrı’sını reddetmiş, post-modern diye adlandırılan dönemde hala sorularını cevaplayamamış kibirli Batı, Avrupa.

Şimdi bu iki coğrafya aynı köyde yaşamak zorundalar. Peki ama bu köyün kuralları ne olacak. Bu kuralları kim koyacak?

Bütün bu soruların cevaplanabilmesi için önce iki tarafın birbirini anlaması lazım. Bunun farkında olacak ki AB, hem kendi ülkeleri arasında hem de Türkiye ile Gençlik Programları yürütüyor. Erasmus programlarıyla üniversite okuyan gençler farklı ülkelerde eğitim görüyor. STK’lara verdiği parasal destek ile gençlik değişimleri yapılıyor. Farklı kültürlerden gençler bir araya gelerek kültürlerini tanımaya çalışıyorlar. Ancak bunun ne derece bir olumlu etki yaratacağı tartışma konusudur.

Asıl soru şu; Bahsedilen kültürler arası diyalog sadece farklı kültürlerin AB kültürü altında asimile edilerek kültürün sadece yapmacık ve gösterişten ibaret bir kavram olması mıdır, yoksa AB gerçekten farklı bir kültüre hazır mı?

Durum aslında AB’nin programlarında kullandığı çeşitliliği simgeleyen şirin AB karikatürleri kadar masum değil. Herkes kendine göre haklı. AB kurduğu sistemin içine dahil edecek olduğu yeni kültürlerin kendi koyduğu kurallar çerçevesinde entegre olmasını istiyor. Entegre olacak olan Türkiye kendi kültürüne sahip çıkacak kadar cesaretli bir tavır sergilemiyor. İşin doğrusu Türkiye, Avrupa ile aynı kavramları kullanmaya başladığından beridir kendi derdini anlatacak dili de kaybetmiş oluyor. Kendi dilini unutan aydınlar şaşkınlık içinde kendi halkını anlamaya çalışırken, Batı’ya daha bir hayran oluyorlar. Batı’dan ithal kavramlar içimize işlerken kendi kendimizi bile anlamaz oluyoruz. Eğer Batı ile bir asimilasyon değil bir birleşme isteniyorsa önce kendi dilimizi hatırlamamız gerekecektir.

Doğu’nun unutkanlığından şöyle bahsediyor Cemil Meriç;

“Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini “Ben Avrupalıyım” demeye başladı. “Asya bir cüzamlılar diyarıdır”

Batı ile masaya oturuyor Doğu. Ama bizim belleklerimizdeki her kavramlar hep Batı tarafından dayatılmış. Bizde onları gönüllü kabul etmişiz. Kimse çıkıp da Batı’ya farklı bir dil ile konuşmadığından, Batı’da, hem biraz haklı olduğundan hem de biraz kibrinden dolayı kendi kavramlarıyla tanımış Doğu’yu. Karşısındaki devletler hep Batı’yla Batı’nın dilinden konuşmuşlar. O zaman Doğu’da geleneksel olan hep oryantalist bir pencereden izlenmiş. Sonuçta aslında farklı dili konuşan ama bir tarafın karşı tarafın dilini öğrenip kendi kelimelerini unuttuğu ilginç bir resim var karşımızda. Bu durumda ise yapılması gereken Doğu’ya Batı’nın dilini tam olarak öğretmek ve eski dili sadece bir kültürel süs haline getirmek oluyor Batı için.

Batı ile diyalog için Batı’nın dilini eleştirecek beyinlere ihtiyaç var. Bu eleştiri için de kendi dilimizi bilmemiz gerekiyor. Tercüman iki dile de hakim olana denir. Başka bir dil öğrenirken kendi dilini unutan biriyle ise herhangi bir diyalog şansı kalmaz.

Tarih ne gösterir bilinmez. Bu süreçte ya Türkiye asimile olacak ve kendi dilini tamamen unutacak. Ya da farklılıklar onu kendi dilini konuşmaya zorlayacak. Sonuç ne olursa olsun gelecek on yılların çok farklı kültürel açılımlara gebe olduğu muhakkak.

O zaman tarih ve coğrafya düzlemlerinde kendilerini anlamak isteyenleri çok daha çetrefilli analitik geometri problemleri bekliyor olacak. Çünkü tarihle birlikte coğrafya düzlemi de değişmiş olacak.

Ubade Kemerli

9.10.2008

2 yorum:

M.Akif dedi ki...

Avrupa'ya sürekli gidip gelen ve AB projeleri ile içli dışlı olan Ubade'nin tespitleri ilgi çekici.

Bence bu konuda serbest piyasa kuralları geçerli eğer korunacaksa kendimizin koruması lazım kültürümüzü yani başka kültürden gelmiş insanların bizim kültürümüzü ya da bizimle ilgili şeyleri koruması beklenemez sahip çıkacaksak bunları diğerlerine anlatacaksak bizim yapmamız gerekir diye düşünüyorum yani bu fonlardan bu yönlerde faydalanmak lazım.

Birde Avrupa ile kavram farklılığımız ve geçmişten gelen ilişkilerin sebep olduğu bakış açısı problemlerimiz var bunlarında zamana toplumların birbirini tanıması ile birlikte değişeceğini düşünüyorum...

yazılarının devamını bekliyorum...

talla dedi ki...

özellıkle cemıl meriçten alıntı yapılan doğu batı zentezi ilgi çekici..yazılarının devamını bekliyoruz ubade.