T.C. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün günlük gazetelerde ve tv kanallarında yer alan mübadele ile ilgili açıklamasını hayretle okuduk.
Mübadele’ye ulus devletlerin inşası, milli ekonominin yaratılışı açısından yorumlayan anlayışların olaya bir de insani açıdan bakmalarını öneririz.
Mübadele yaşadığımız coğrafyada uzun yıllar süren savaşların bir sonucudur. Bu savaşlar sırasında yüzbinlerce insan sadece çatışmalardan değil, göç yollarında açlıktan ve hastalıktan yaşamını yitirmiş, milyonlarca insan doğdukları toprakları terk etmek zorunda kalmıştır.
30 Ocak 1923 tarihinde I.Dünya Savaşının galipleri ABD, İngiltere ve Fransa gibi devletlerin de onayı ile Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan nüfus mübadelesi sözleşmesi “Türk topraklarında yerleşmiş Rum Ortodoks dininden Türk uyruklarıyla, Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyruklarının” zorunlu mübadelesini (Exchange obligatoire) öngörmüştür.
O günkü anlayışa göre her iki taraf da mübadele ile dini azınlıklarından kurtulmayı ve dini inanç yönünden homojen bir ulus inşa etmeyi amaçlamıştır.
Peki bu anlayışı bu gün savunmak mümkün mü? Tabii ki hayır!.
Böyle bir anlayışı bu gün savunmak; Balkanlar’dan ve Kafkasya’dan milyonlarca Türk-Müslüman’ın zorla doğdukları topraklardan göç ettirilmesini onaylamak, daha dün Balkanlar'da uygulanan etnik temizliği savunmak anlamına gelmez mi?
Son günlerde dillendirilen “TEK” ve “BENZER” olma söyleminin yakın tarihimizde insanlığa yaşattığı acıları kim unutabilir ki?
Bizler; Lozan Mübadilleri olarak "ÇEKİLEN ACILAR BİR DAHA YAŞANMASIN" diyerek, bundan sonra böyle düzenlemelerin yapılmamasını istiyoruz. İnsanlar yerlerinden, yurtlarından sürülmesin diyoruz. Farklılıkların kültürel zenginlik olduğunu bilirek bir arada yaşamı savunuyoruz. Geçmişten ders alınmasını istiyoruz. Günümüzde böyle bir söylem sadece Türkiye'de değil diğer ülkelerdeki azınlıkları da tedirgin etmek demektir. Türkiye'nin bir bakanının ağzından bunları duymak, ırkçılığa karşı olan tüm kişiler ve guruplardan çok bizleri rahatsız etmiştir.
DİLEĞİMİZ ÇEKİLEN ACILARIN BİR DAHA YAŞANMAMASI!..
Lozan Mübadilleri Vakfı Yönetim Kurulu
-3. dereceden bir mübadil olarak.-
3 yorum:
Açıkça dillendirmek lazım geliyor ki; bu adamlar (bakanı ve şürekâsını işaret ediyorum) ya çok cahiller, yahut bileisteye 'kaotik bir toplum' oluşturma adına and içmişler.
Hele hele "Cumhuriyetin başlangıçtaki prensipleri en önemli prensiplerdir" diyerek, böyle nev-i şahsına münhasır açıklamalara bir dayanak bulunması, ikinci cahilane 'hata' ya da isteyerek yapılan bir 'plan'ın parçası!
Milli ekonominin zorlukla inşaa edilmesinin sebeplerinden birisidir oysa bu mübadeleler.
Genç Siviller bakanı İttihatçı bir paşa gibi görmüş. Doğrudur. Fakat teşhis noksandır. Paşa (bakan yani) bugün bu söylemleri İttihatçı olduğu için değil, BOP eksenli yeni dünyanın Büyük Türkiye'sini tasavvur ettiği için dile getirmektedir.
Bu kodları iyi değerlendirmek, okumak lazımdır. Yoksa, söz gelimi benim söylediklerimde, komplo ile niyetler arasında kalmak, işten bile değildir.
Valla Yusuf tam olarak ne demek istediğini anlayamadım bakan'ın sözlerinin BOP'la ilgisi ne? Ya da milli ekonomi inşa edilirken yapılanlara değmiş midir? Bir komşun rum olsaydı şimdi daha mı iyi olurdu daha mı kötü?
Milli ekonomiyi yada ulusal devrimin gereksinim duyduğu ekonomik atılımı gerçekleştirmek için ihtiyaç duyulan kalifiye insan gücü, ticaret erbabı v.s. ya komprador yahut bölgedeki rumlar idi. Mübadele sonrası ticaretten anlayan kitleler mübadele ile gittiler. Dolayısıyla o dönem, demokratik burjuva devriminin en önemli ayağı olan Sa'y Misak-ı Milli projesi, yani ulusal iktisadi kalkınma, daha da çetin şartlarda gerçekleştirilmeye çalışıldı. Kastım odur Akif.
Bakan-BOP ilişkisine gelince, çarşaf çarşaf dolaşan BOP haritalarına bir bakın, haritanın batısında bugünkü sınırlar aynıdır. Hesap Ortadoğu'ya açılan topraklar içindir. Hal böyleyken, kafaları karıştıran o yaman çelişkiyle karşılaşıyoruz. Bunu anlatmak gerçekten kolay değil. Fakat Yalçın Küçük'ün ülke topraklarını bugünkü sınırlarıyla yeterli gören-görmeyenlerle ilgili tespiti, işi biraz olsun aydınlatıyor. Misak-ı Milli sınırlarını yeterli görmeyip, Ortadoğu'da da hak iddia edenlere 'maksimalist' bu sınırlarımızı kabul edenlere 'minimalist' diyor. Bakan'ın bakışı 'maksimalist' bir bakış olarak dikkatimi çekti. Bir tespit de benden, bu 'maksimalistler' en milliyetçiden daha milliyetçi, en yayılmacıdan daha yayılmacı dünya görüşlerine sahip oluyorlar. Benim gözlemim bu.
Bu konuda daha ayrıntılı bir yazı yazdığımda paylaşıma devam ederiz. Katılın katılmayın, onu da o zaman konuşuruz...
Yorum Gönder