Merhaba düzgün adam.
Acılarımı, anılarımı ve içimdekileri bir tek sana anlatabilecek gücüm var. Sen anlarsın ya beni ve her duyguda verirsin tavsiyelerini. Umurum da mı bu yazının edebi dili. Kendimi senin o naif ellerine bıraktım. Hani omzuna yaslanıp ağladığım o gecelerdeki gibi. Zamanı bir sakız gibi çiğnediğim ve anlımın secdelerden uzaklaştığı günlerden beri sana hasretim.
Sensiz olmuyor be düzgün adam. Sokaklarda hala bir çığlık yankılanıyor, kulaklara Roma’nın zulüm mabedlerinden gelen isyanın sesleri geliyor. Yalnızlık çok zor buralarda. Senin hüzünle bakıp, söylerken bile gözlerinden hasret damlalarıyla ıslattığın o gurbet şehirlerinin ne adı var bende, ne de yoluna yokuşları aşabilecek takatim. Hani bana Biri’nden bahsetmiştin. Güneşten ışıltılar vardı yüzünde. Yüzünde nurdan perdeler vardı. Gözlerini görmek için, dualarımda Arş’ı titretecek şekilde ağlamamı söylemiştin. Düzgün adam, bırak uğrunda ağlamayı ben artık O’nun adını bile anmıyorum.
Düzgün adam, rüyalarımda güzelce karnımı doyuruyorum. Bahira’ya aldırmadan geçiyorum kervanın yanından. Gece gökyüzünde bir nur gibi parlıyorken yıldızlar ve gündüz vakti güneş hükmederken karanlığa, ne Rahmet’i arıyor naçar yüreğim ne de ellerimi uzatıyorum semaya. Ben nereye gidiyorum düzgün adam. Ne istiyorum. Düzgün adam ben neden böyle oldum.
Bu mektubu sana yazarken çok utanıyorum. Daha bir ömür önce konuşmuştuk bunları senle. Üzerinden yıllar geçmedi. Çıldırasıya bir kelepçe takılmış ellerime ve toprak kokuyorum şimdi uçurumun kenarında. Salya sümük ağlayasım var. Haykırasım var. Omzuna yaslanıp hıçkıra hıçkıra tüm derdimi, ezberimi dökmek isterdim.
Ne zaman geleceksin düzgün adam. Uzun zaman oldu görüşmeyeli. Mektubunda da yazmamışsın geleceğin vakti. Ben isterim sana gelmeyi ama biliyorsun işte burada dünya işlerinden yapmam gerekenler var. Ne mi? Mesela; ilmi gömen yüksek binalar, kalbi gömen elbiseler ve cenneti gömen haramlara rehberlik etmem gerekiyor. Bilirsin düzgün adam burada işler böyle yürüyor.
Neyse düzgün adam. Sen bana aldırma. Ben alıştım bana. Sen de alışırsın zamanla. Gelmiyorsa karanlık gecelerimize nurdan bir ışık, kapanmışsa kapılar ardına kadar, söz vermiştim sana Tırnaklarımla kazıyarak toprağı geçerim o kapıdan. Sessizliğim bir gün bitecektir.
VE ŞUNU UNUTMA Kİ SESSİZLİĞİN SESİ ÇIĞLIKLARDAN DAHA YÜKSEKTİR…
Sevgilerimle, Gün AHKAR.
Sefa Şengül
16 12 2008
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
4 yorum:
Eline, diline, yüreğine sağlık Sefa kardeşim. sözlerinin hepsi bu günahkar kardeşiniz için de geçerli. sözlerinde herşeyle kendimi buldum. bana yazını okumamı tavsiye eden güzel kardeşimin salihane niyeti için de Allah ondan razı olsun. mesajını aldım Akifim. tebliğini Allah kabul etsin.
güzel bir yazı fakat "ilmi gömen yüksek binalar" kısmını pek anlayamadım. yani bu binalar ilim sayesinde bu kadar yükseklere cıkmıyor mu? Ya da "binalar ne kadar yüksekse Allah'a şirk koşma yönünde o kadar ileri olma " mantığından hala kurtulamadık mı? sayın yazar bunu açıklarsa müteşekkir olacağım kendisine
yorumlar için Allah razı olsun. birkan kardeşime şöyle izah edeyim; pir yunusemre der ki: ilim ilim bilmektir. ilim kendin bilmektir. sen kendin bilmezsen. bu nice okumaktır. yani düşünsel olarak ilim, ilmi bilmek ve onun kavranılmasıyla birlikte insanın özüne dönmesini ve varlık gayesine ulaşmasına bir vesile aracı olarak Rabb'in bir armağanıdır. cümlede asıl amaç ilmin kıymetinin, kapital dünyada varlığını yavaş yavaş yitirmesi ile birlikte materyalist bir mantalitenin günümüz islam coğrafyasına bile hakim olmasından -materyalist mantalite inanç kavramıyla bağdaştırılmasın- ve müslümanım diyen bizleri bile kendi ekseninde soğurmasından bahsediliyor. yani bir şiirde yüksek yakışıklı binalar nasıl ki şehrin koyu imgesi olarak tasvir edilebiliyorsa burda da aynı imge mana olarak kullanılmıştır. cümleleri biraz daha açarak daha keyifli okuma yapabiliriz. onun için imgelere ve benzetmelere bu kadar takılmayalım. değerli yorumları için tüm kardeşlerime teşekkür ederim. nacizane bende inşaat mühendisiyim. müteahitlik yapıyorum. içimdeki bilinmezlik fırtınaları ve haram helal karmaşasının içiçe girdiği dönemden bir haykırış esintisiydi. devamı gelecektir. bir parça kendinizden bir şeyler bulduysanız ne ala. saygılarımla... Sefa ŞENGÜL...
insanın içindeki duyguları bu denli akıcı bir dil ve etkili üslupla dışa vurabilmesi gerçekten çok hoş,tebrikler:D
Yorum Gönder