
29 04 2008
ATV ve Sabah Grubunun Satışına İlşkin

Liberalizm=Serbest Piyasa
Liberalizm-I yazımın ardından gelen yorumlar yazının en başında belirttiğim gibi Liberalizm’in bilinmemesinden kaynaklanmakta. Liberalizm ABD’nin resmi ideolojisi değildir aynı bugün ABD’nin Irak’a götürdüğünün demokrasi olmadığı gibi. Ama nedense her sakallıya dede deme alışkanlığımız devam ediyor. Liberalizmle ilgili 2. Yazı olan bu yazı da daha çok piyasa ekonomisi ya da serbest piyasadan bahsedeceğim*.
Öncelikle geçen günlerde gördüğüm bir haberi paylaşayım sizlerle;
“Turkcell’in düzenlediği İşTcell Liderler Konferansı için Türkiye’ye gelen General Electric’in efsane CEO’su Jack Welch’in iş dünyası temsilcileriyle yaptığı toplantıya, İshak Alaton’la yaptığı Adam Smith-Karl Marx tartışması damgasını vurdu. Welch’in bir saate yakın konuştuğu toplantının sorular bölümünde Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı İsak Alaton’un önceden kaydedilmiş sorusu ekranda gösterildi. Alaton, sorusunda petrol fiyatlarının 112 dolarlı rakamlara ulaştığı, petrol üreticisi ülkelere yılda 1.5 trilyon dolar kaynak gittiği ve artan enerji fiyatları nedeniyle gıda fiyatlarının da anormal yükseliş kaydettiğine dikkat çekerek “Bu durum binlerce insanın açlık ve yoksulluk çekmesine ve hatta ölümüne yol açıyor. Serbest piyasa ekonomisi artık işlevini yerine getiremiyor mu? Adam Smith öldü sanırım. Çözüm için insanlığın Karl Marx’ı yeniden keşfetmesi mi gerekiyor. Bunu burada birlikte yapabilir miyiz” sorusunu dile getirdi.
BÜYÜK ALKIŞ • Alaton’un sorusu salonda bulunanlardan yoğun alkış alınca Welch “Sanırım salondakiler sorunun içeriğine değil de akıllıca ve komik olmasına alkış tuttu. Yoksa burada bulunan hiç kimsenin serbest piyasa ekonomisine inançsızlığı olduğunu sanmıyorum” yanıtını verdi. Welch “Kapitalizm eksikliklerine rağmen, mevcut sorunlara ve ihtiyaçlara yine de en iyi cevap veren sistem. Mükemmel çalışmasa da çağın ihtiyaçlarına en iyi çözüm yolları sunuyor. Mutlaka alternatif enerji kaynakları bulunmalı. Yenilebilir enerji kaynaklarının geliştirilmeli ve nükleer enerji konusunda da adımlar atılmalı. Günümüzde herkesin her konuda farklı fikirleri var. Bu da serbest piyasa ekonomisinin kötü yanı denebilir. Yoksa Karl Marx’ı mevcut sorunlara bir çözüm yolu olarak görmenin saçma olduğunu düşünüyorum” dedi.”
Türkiye’nin sayılı iş adamlarından İshak Alaton’un sorusu ya onun serbest piyasayı hiç bilmediği ya da ahbap-çavuş ilişkisi içerisinde zengin olduğu için şuana kadar serbest piyasa ekonomisinden fayda görmediği olabilir. Aynı şekilde diğer iş adamlarının alkışlaması da olayın vehametini gösteriyor. Welch tabi Türkiye’de dönen numaralardan devletin belli kişileri zengin etmesinden habersiz olduğu için soruyu anlayamamış.
Serbest piyasa ekonomisi arz ve talebin birlikte olduğu, tüketicinin egemen olduğu sistemdir. Serbest piyasanın temelleri;
— Özel mülkiyet
— Tercih ve girişim özgürlüğü
—Kişisel çıkarlar “görünmez el”
—Rekabet
—Sınırlı devlet
—Serbest ticaret
Kısaca değinecek olursak sırayla özel mülkiyet; her şeyin başıdır. Size ait olan bir şeyin tasarrufu size aittir. İstersen satarsınız ister saklarsınız. Tercih ve girişim özgürlüğü; Tüketiciler için tercih özgürlüğü yani birçok seçenekten seçim yapmak. Girişim özgürlüğü ise üreticiler için yatırımlarının önünde engel olmaması. Fiyatları arz ve talep belirler. Eğer böyle olmazsa kara borsa olur. Kişisel çıkarlar; İlk kulağınıza geldiğinde kişisel çıkarlar hoş gelmese de kişisel çıkarlar olmadan olmaz. Kasap kişisel çıkarları olduğu için para kazanması gerektiği için size et satar sizi sevdiği için veya faydalı olduğu için değil. Kasap kişisel çıkarını ne kadar çok düşünürse yani ne kadar çok para kazanmak isterse bizler o kadar daha ucuz et yeriz ya da daha lezzetli et yeriz çünkü kasap ya daha ucuza satıp sürümden kazanacaktır ya da daha kaliteli et getirecektir daha çok satmak için. Aynı şey diğer ticaret erbabı için de geçerli. Rekabet koşulu çok önemlidir. Rekabet olmaksızın piyasa sistemi yaşayamaz. Bu yüzden serbest piyasa ekonomisine serbest rekabet sistemi de denir. Rekabet herkesin en iyi becerdiği işi yapmasını ve her üretim faktörünün en çok gerekli olduğu yerde kullanılmasını, yani en etkin kaynak tahsisini sağlayarak ilerleme ve gelişmenin yolunu açar. Herhangi bir kimse veya işletmenin, belirli bir alanda bütün gücü ele geçirerek diğer insanların özgürlüğünü kısıtlamasını önler[i]. Yani Doğan grubu bir tekeldir medya da bunun liberalizmle ya da kapitalizmle alakası yoktur. Sınırlı devlet; Devletin olmayacağı bir sistemi günümüzde düşünmek zor böyle bir örnek yok. Ama bu devletin sınırlarının yetkilerinin sınırlı olmamasını gerektirmez. Devletin görevi bir önceki yazımda da belirttiğim gibi milli savunma, adalet, iç güvenlik gibi piyasanın üretemeyeceği şeyler olmalıdır. Serbest ticaret; ticaretin serbest bir biçimde yani vergilerden muaf gümrük vergilerinin olmadığı bir şekilde devam etmesini ister. Bildiğiniz üzere gümrükler yolsuzluklarla anılmaktadır ve genelde bu tarz yerlerde rüşvet ve rant sürekli olarak devam eder. Serbest ticaret ve Korumacılık birbirinin zıt anlamlısıdır.
Bugün serbest piyasa koşullarına uyulmaması ve korumacı politikalar izlenilmesi büyük problemlere yol açmaktadır. “Tarımda kendini koruyan ve içe kapalı bir politika izleyen AB; artık kimi uzmanlarca dünya tarımındaki bu son krizin nedenlerinden biri olarak da sayılmaktadır[ii].” Bu gibi korumacı politikalar kaynakların israf edilmesine yol açmaktadır.
Karma ekonomi denen yani bazı üreticilerin kamu elinde bazılarının özel mülkiyette olması piyasa gerçeğini değiştirmez. Bizde en fazla ihmal edilen husus sanki kamu kuruluşlarının para kaynağının vergiler olmadığını düşünmektir. Kamu kuruluşları zarar ederse eğer bunu kapatmak için vergi olarak geri döneceklerdir. Vergilerin kimin üzerinde kalacağını ve üretim ve tüketimi nasıl etkileyeceğini, vergi toplayan hükümet değil, pazarın işleyişi belirleyecektir. Sonuçta, kamu işletmelerinin nasıl çalışacağını da hükümet değil, piyasa belirleyecektir[iii].
Bu yazıda serbest piyasa ekonomisini inceledik. Bir sonra ki yazıda Türkiye ve serbest piyasa ekonomisi ve liberalizmi incelemeyi düşünüyorum. Bu yazı ve gelecek yazı da özellikle ekonomi ile ilgilenen arkadaşların katkılarıyla daha faydalı hale geleceğini düşünüyorum.
*Bu yazı da büyük ölçüde LDT’nin düzenlediği Hürriyet Mektebinde alınan notlardan faydalanılmıştır.
28 04 2008
ATV-Sabah Grubunun Aldığı Devlet Kredisi -2

KUTÜ’L-AMMARE ZAFERİ nin 92. Yıl Dönümü
Yarın 29 Nisan 2008 ; Dünya tarihinde çok önemli bir zaferin yıl dönümü. Bugüne kadar inglizler ortadoğu'da bir defa yenildiler o da Kutül- Ammare 'de 1916 yılında Osmanlı Ordusuna karşı. Bu zafer yakın tarihimizde Çanakkale'den sonra ikinci büyük zaferimiz olarak kayda geçmiştir.
...Irak Ordusu Komutanı Halil Paşa Kutü’l-Ammare zaferinden sonra 6 ncı Orduya yayınladığı mesajında şöyle demiştir:
“Arslanlar! Bütün Türklere şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum. Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve 10.000 erini şehit vermiştir. Fakat buna karşılık bugün Kut’ta 13 general, 481 subay ve 13.300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30.000 zayiat vererek geri dönmüşlerdir. Şu iki farka bakılınca, cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci zaferi Çanakkale’de, ikinci zaferi burada görüyoruz.” ...
Daha ayrıntılı bilgi için ; 28 Nisan 2008 tarihli Genelkurmay'ın anma mesajı TIKLAYINIZ>>>
Tarihi bir kez daha okumaya tabi tutmalı ve sahip olduğumuz dinamiklerin farkında olmalıyız. Yaşanan bu zaferin üzerinden henüz 92 yıl geçmişken, ortadoğudaki yerimizi düşünmeliyiz. Kutül Ammare'yi unutmamalı, tarihi tozlu sayfalarına hapsetmemeliyiz. En az Çanakkale Zaferi kadar hatırlamalı ve anmalıyız.
Aziz şehitlerimizi bir kez daha bu vesile ile rahmet ve minnet ile anıyoruz. Onların bıraktıkları mirasa layık olabilmek umudu, ümidi ve isteği ile...
27 04 2008
Dünyanın merkezi Mekke!
Jeoloji uzmanı bilim adamları, Katar'ın başkenti Doha'da düzenlenen "Dünyanın Merkezi Mekke" adlı konferansta bir araya geldi. Bilim adamları, dünya saat ayarlamasında ölçü alınan ve Greenwich olarak bilinen saat dilimi yerine Mekke saat diliminin ölçü olarak alınmasını talep etti.
"ATV -Sabah Grubunun Aldığı Devlet Kredisi"

Hayli çalkantılı bir konu bildiğiniz üzere. Dünyada bu kadar likidite krizinin olduğu ve fiyat istikrarlarının yerinden oynadığı bir ortam da ATV-Sabah grubunun ihalesini kazanan Çalık grubu nasıl oldu da 1,1 milyar dolarlık ihale bedelinin 750 milyon dolarını iki devlet bankasından kredi olarak alabildi?
Bu kredi nasıl ve hangi şartlarda verildi?
Kamu bankaları , dünya bankacılık krizleri ile boğuşur; bizden kat kat büyük finansal aktörler milyar dolarlar ile zararlar açıklar iken, bu kaynağı nereden buldu?
Kimseler kusura bakmasın mızrak çuvala sığmıyor. İnsanın gözüne gözüne batıyor! Ortalık çok kötü kokuyor!
27 Nisan E-Muhtırasının 1. Sene-i Devriyesinde...

24 04 2008
CHP'nin Yeni Afişi
Chp'nin 32. olağan kurultayı öncesi astırdığı afişler dikkatlerinizden kaçmamıştır.Afişlerin çoğunda tasavvufi ve dini söylemler ön planda,fonda ise lider Deniz Baykal...Bunların arasında bana en ilginç gelen afiş ise yukarıda ki.''Çekil aradan...DİN de bizim,DEVLET de bizim,MİLLET de bizim!''Ama Chp'nin gözden kaçırdığı bir nokta var ki yukarı da büyük harflerle yazdığım kelimelerin hiçbiri Chp'nin tekelinde değil,daha doğrusu olmaması lazım.Aslında devlet Chp'nin orada bi sıkıntı yok.Çünkü bürokratik devlet refleksi hep Chp'nin sesi olmuştur ama din ve millete geldiğimiz zaman birkaç dakika düşünmemiz gerekecek...Özellikle din meselesinde Chp din de bizim derken bir tekelcilik örneği sergiliyor,ben bunu kimseyle paylaşmam diye.Ancak sürekli eleştiri konusu yaptığı dini siyasete alet etme hatasına kendisi düşüyor.Bir de Chp'nin din derken kastettiği şeyi açıklaması lazım,kendi inandığı İslam mı yoksa gerçek İslam mı?Biliyorsunuz başörtüsü sürecinde Baykal,Diyanet İşleri başkanlığının açıklamasına rağmen başörtüsünün islami bir kural olmadığını bin dereden su getirerek kürsüden haykırmış,Emevi-arap kıyafeti olarak tabir etmişti.Zaten din,Chp'nin genelde böyle seçim ve kurultay süreçlerinde aklına gelmiyor mu?Millet meselesine gelince de Chp'nin milleti ne derece yansıttığı su götürür çünkü Dsp yi çıkarınca oyları ancak %19-20 civarında.Yani millet de benim derken durup biraz düşünmesi lazım.Burada biraz karşı gerçeklik yaparsak eğer bu afişi AKP hazırlasaydı ne olurdu?Bir kere kesin medyada kıyamet kopar din siyasete alet ediliyor,AKP ye haddi bildirilsin,hatta ordu göreve bile denirdi.Kapatma davasının sebeplerinden biri olarak kabul edileceğini sölememe gerek yok herhalde.Ama nedense bunu Chp yapınca kimsenin sesi çıkmıyor ve mübah görülüyor ne kadar tuhaf bir ülke burası değil mi?23 04 2008
Hakan Şükür’den tribünlere Kutlu Doğum çağrısı

Galatasaray Kaptanı Hakan Şükür, Fenerbahçe derbisinin Kutlu Doğum Haftası’na denk geldiğini belirterek, "Sokaklara hákim olan bayram havası tribünlere de sirayet etmeli. Allah kime nasip ettiyse o kazansın" dedi.ALİ Sami Yen Stadı’nda, Fenerbahçe ile 27 Nisan’da oynayacakları büyük derbi öncesi, Galatasaray’ın kaptanı Hakan Şükür, Zaman Gazetesi’ne bir demeç verdi. Demecinde Şükür, Türkiye Diyanet Vakfı’nca tertip edilen Kutlu Doğum Haftası’ndaki kutlamaların gayesinin, milli birlik ve bütünlüğü sağlamak, hoşgörüyü toplumun her kesimine yaymak olduğunu belirtti. Oynanacak derbinin de böylesi önemli bir haftaya yakışır tutum içinde geçmesi gerektiğini belirten Şükür, şunları söyledi:PEYGAMBERE LAYIK OLALIM "Dünyanın sayılı derbileri arasında gösterilen bu maçlarda, alınan tüm önlemlere rağmen her sezon mutlaka bir tatsızlık yaşanıyor. Bıçakların, satırların, küfürlerin ürpertisi, tribünlerin masum insanlarını endişeye sevk ediyor. Futbolda alınan sonuçlar, kimilerine göre önemli, kimilerine göre hayati önem taşıyabilir. Fakat biz öyle güzel bir haftanın içinde bulunuyoruz ki, kıymetini bilmek durumundayız. ’Kutlu Doğum Haftası’ içindeyiz ve Peygamberimiz’e layık olmalıyız. Çocuklarımızı, gençlerimizi Peygamberimiz’in hoşgörüsü etrafında hayata hazırlamalı, yaşantılarımızı ona göre şekillendirmeliyiz. Herkesin bu maçta, içinde bulunulan haftanın atmosferi içinde hareket etmesini temenni ediyorum. Dostça ve centilmence mücadele etmeliyiz. Herkes dürüstçe elinden geleni yapmalı. Allah kime nasip ederse o kazansın."
22 04 2008
Bir Mektup
Eyüp Can'ın köşe yazısı;
İş dünyasında bazı insanlar vardır, az ve öz konuşur.
Yorumsuz...
'Sinemaya gitseydin'
'Bir de alkışlamışsın!'
Biyoyakıt yeni bir sömürü mü?
Karbon temelli yakıtların dünyadaki rezerv miktarları modern insanca sömürüle dursun, son yıllarda ekolojik hareketlerce desteklenen biyoyakıt projeleri kafalarda soru işareti uyandırmaya devam ediyor anlaşılan. "Devlet-i Muazzama"ların bu işe aşk ve şevk ile girmelerinde bir çapanoğlu mu var? Peru Cumhurbaşkanı Alan Garcia ise tarım alanlarının biyoyakıt üretimi için kullanılmasının yoksulların gıda bulmalarını zorlaştırdığını belirtti..."
20 04 2008
Darbe yapmanın kuralı varMIŞ (!)

Bir CHP klasiği....
Bıraktım kongreyi, olağan üstüsünü olağınını falan...
"Dayanışma Yemeği"nin böylesini görmemiştik...
"Muğla'nın Milas ilçesinde CHP'nin dayanışma yemeğinde çıkan kavgada 3 kişinin darbedildiği belirtildi.CHP Milas İlçe Başkanlığı tarafından Milas Belediye Evlendirme Salonu'nda düzenlenen dayanışma ve kaynaşma yemeğinde, henüz belirlenemeyen nedenle kavga çıktı.Polis ekiplerinin müdahalesiyle güçlükle sona erdirilen kavgada 3 kişinin darbedildiği kaydedildi."
Haberin tamamı için tıklayınız >>>
İki Ertuğrul Özkök
Biri Ak Parti kapatma davasına karşı Avrupa’dan yükselen itirazlara karşı ulusal bağımsızlık savaşı veriyor havasında. Diğeri 1980 darbesine ve parti kapatmalara karşı Avrupa’dan gelen itirazları ‘içişlerimize müdahale’ olarak gören çevrelere karşı demokrasi savaşı vermekte.
Yani aralarında çok ciddi sorunlar var. Oturup baş başa uzun uzun konuşmalılar.Zaman ve mekân gibi ben de aradan çekiliyorum Tamamen gerçek olan iki Ertuğrul Özkök’ün tartışmasıyla sizi baş başa bırakıyorum.
- Merhaba Küçük Ertuğrul
- Oo bayağı yaşlanmışız, saçlar dökülmüş Büyük Ertuğrul.
- Zaman hepimizi çok değiştirdi. Arşivler olmasa bir geçmişimiz olduğunu kim hatırlar?
- E ne diyorsunuz siz Hürriyet’te Avrupa Konseyi’nin, AB yetkililerinin AKP’yi kapatma davası karşısındaki açıklamalarına.
- “Bu fütursuzluk beni bile çileden çıkarıyor. Bazı Batılı kurumların bu fütursuz tehditleri, benim gibi Avrupa Birliği üyeliğine inancı tam olan insanlarda bile tiksinti yaratmaya başladı. Duygularımla konuşmam gerekirse şunu itiraf etmeliyim. Bu sözler hem sinirimi bozuyor, hem ağırıma gidiyor.” (Ertuğrul Özkök - 8 Nisan 2008 / Hürriyet)
- Yapma böyle ama. “Ancak basit bir mantık, Türkiye’de olup bitenler Avrupa’yı neden ilgilendirsin deyip, Avrupa Konseyi’nde alınan bu kararı, gelip giden Batılı heyetlerin ziyaretlerini Türkiye’nin iç işlerine müdahale olarak değerlendirebilir. Batıyla ilişkilerimize geleneksel yerimizi sürdürmek istiyorsak, bunun gereklerinin başında demokratik bir ülke olmak geliyor. Batı ülkelerinin bu yoldaki girişimlerini gereksiz bir sinirlikle karşılamayalım.” (Ertuğrul Özkök - 17 Ekim 1981 /Arayış)
- Neyse. “Bu işin suyu çıkmaya başladı. Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olacaksa, elbette oradan gelecek görüşleri dinlemeliyiz. Ama bu görüşler, iktidardaki partinin arzusuyla ağır bir tehdide dönüştüğü zaman, emin olun tam aksi sonuçlara yol açabilir. Ama emin olunuz, dışarıdan gelen baskılar böyle haysiyet çizgisinin altına inmeye başladığı zaman, AKP’liler en azından bu konuda doğal müttefiklerini de kaybediyorlar.” (Ertuğrul Özkök - 17 Nisan 2008 / Hürriyet)
- “İçerde her konuya dar görüşle yaklaşıp Avrupa ülkelerinin her isteğinde bir ‘içişlerine karışma’, ya da ‘şımarıklık’ arayanların baskılarına karşı Türkiye Avrupa’da kaldı. Son gelişmelerden sonra Batıya düşman kesilenlerin dediği gibi birbiri ardına ülkemize gelen Batılılar birer müfettiş mi Nazi ve Faşist hareketleri, aynı acılara katlanmak istemeyen Avrupa’yı duyarlı hale getirmiştir. İşte bu duyarlılık ‘Avrupa bilincini’, ‘temel hak ve özgürlüklere saygı bilinciyle’ özdeş kılmıştır. Avrupalı dostlarımızın bu konulardaki duyarlılıklarını ‘müfettiş’ ve ‘içişlerine karışmak’ gibi kavramlarla suçlamadan önce bu tarih bilincinin anlamını görmek gereklidir. Avrupalılık bilincinin özündeki bu düşünce dikkate alındığında Avrupa Konseyi’nin Türkiye ile ilgili kararının garipsenmemesi gerektiği anlaşılır.” (Ertuğrul Özkök - 8 Şubat 1982 / Arayış)
- Ayrıca “Avrupa Konseyi her şeyden önce... kesintiye uğrayan demokratik yaşamın vazgeçilmez kurumlarının ileride alacağı biçimle yakından ilgilenmektedir. Nitekim Avrupa Konseyi Genel Kurulu’nda kabul edilen bir değişiklikle Steiner Raporu’na eklenen bir madde bu ilginin somut bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Rapora eklenen maddeye göre ‘Kapatılan siyasi partilerin temsilcileri veya üyeleri olan kişilerin gelecek meclis seçimlerinde aday olma haklarını ellerinden alınmamalıdır’.” (Ertuğrul Özkök - 8 Şubat 1982 / Arayış)
- İnanamıyorum sana. Ne kadar safsın böyle. “Hakikaten merak ediyorum. ‘Kimmiş Avrupa’dan Anayasa Mahkemesi’ne karşı böyle bir bildiri yayınlamasını isteyen?’ Gerçekten öğrenmek istiyorum. Neden mi? Yüzüne bakıp birkaç kelam etmek için. Eğer yaptığı şeyden utanmıyorsa, ortaya çıkıp, ‘Evet arkadaş ben istedim’ demeli. Ortaya çıkıp söylemezse, o zaman anlayacağız ki, kendisi de ‘yediği haltın’ farkında ve utancından saklanıyor. Birisi veya birileri Avrupa’ya koşuyor, utanmadan sıkılmadan, ‘Ülkem hakkında bildiri yayınlayın. Parti kapatılırsa, ilişkileri askıya alacağız deyin’ diye lobi yapıyor.” (Ertuğrul Özkök - 17 Nisan 2008 / Hürriyet)
- Öyle anlaşılıyor ki senin kimyan bozulmuş. Anlaşmamız mümkün değil. Zaten “Türkiye sadece kendisinin değil Batı’nın kimyasını da bozmaya başladı. Batı’nın ciddi kurumları, ciddi yayın kuruluşları, AKP’yi kapattırmak için uğraşıyor. Bakın şu üç-dört gün içinde ciddi sandığım bazı gazete ve dergilerde ne saçmalıklar yapıldı. Açık açık ABD hükümetinden Türkiye üzerinde baskı yapmasını, AKP kapatılırsa ilişkileri bitireceğini ilan etmesini istiyorlar. Bizim, Amerikan Anayasa Mahkemesi’nin aldığı veya alacağı kararlarla ilgili böyle bir tehdide hakkımız var mı?” (Ertuğrul Özkök - 8 Nisan 2008 / Hürriyet)
- Ben de seni tanıyamıyorum gerçekten. 27 yılda ne hale gelmişsin. “Batılı gazetecilerin bu konularla ilgilenmesi Türkiye hakkında olumsuz önyargılara bağlamak istiyorsun. Öte yandan Batı’nın Türkiye ile bu denli ilgilenmesi, O’nu bu topluluğun bir parçası olarak kabul ettiğinin de bir göstergesidir.” Ama bu içişlerimize karışma fobisine ne demeli. “Bu konsey kararlarını etkilemeye dönük bir taktik değilse, Avrupa Türkiye ilişkilerinin geleceğine soğukkanlı bakmayan bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Bu arada içişlerine karışma fobisinin boyut kazanarak gerek Avrupa gerekse Türkiye açısından olumlu sayılmayacak gelişmeler yol açabilir.” (Ertuğrul Özkök - 17 Ekim 1981 / Arayış)
Yıldıray Oğur/Taraf
Hassan NASRALLAH Arap Dünyası'nın En Sevilen Lideri
Arap dünyasına yönelik yapılan son araştırmada en sevilen kişinin Hizbullah lideri Hassan NASRALLAH olduğu ortaya çıktı. 19 04 2008
Üniversiteli Kadınlar Derneği Toplantısı
301. madde-II
Kapak" aynen şöyle:
Doç. Dr. Türkan Yalçın Sancar.
"Türklüğü, Cumhuriyeti, Meclisi, Hükümeti, Adliyeyi, Devletin Askeri ve Emniyet Muhafaza Kuvvetlerini."
ALENEN TAHKİR VE TEZYİF SUÇLARI
(TCK.m.159/1YTCK 301/12)
Özetleyelim.
Dönem "Kenan Evren dönemi."
Bir "yazı" yazılıyor.
Yazı "bir fıkrayla" bitiyor.
Ve yazar kendini birden "askeri kuvvetleri alenen tahkir ve tezyiften" askeri mahkemede buluyor.
Bir gün Pinochet'ye sormuşlar:
- Efendim sizce turşu mu kurmak daha zor, cunta mı?
- Turşu kurmak daha zor.
- Efendim nasıl olur?
İhtilal lideri Pinochet'nin yanıtı:
- En güzel turşu hıyarla kurulur... Bunun için çok hıyar ister... Ama cunta kurmak için 35 hıyar yeter.
Biz "Askeri Yargıtay'ın" kararı ile konuyu noktalayalım. (Ask.
Yarg.5 D.18.4.1984223/200)
(Bakınız-Askeri YKD.S-3.Haziran 1985.s 180181)
İşte karar:
Milli Güvenlik Konseyi TC devletini uçurumdan kurtarmak, anarşi ve terörü temizlemek, huzur ve güven ortamını sağlamak ve demokrasiyi sağlam temeller üzerine oturtmak amacıyla, devlet idaresine el koymuştur. (12 Eylül 1980)
Gerek Türk halkı, gerekse yabancı ülkeler tarafından 12 Eylül 1980 harekatı, derin bir sevgi ve takdir görmüştür.
Türkiye'de hiçbir zaman askeri kuvvetler hakkında cunta kelimesi kullanılmamıştır.
Dava konusu yazıda gerek kasıt, gerekse matufiyet yönünden..........suç unsuru görülmemiştir."
İsteyen de kendi kendine sorsun...
"Askeri Yargıtay, özgürlüklerin alanını genişletme bakımından, sivillerden daha mı ileride" diye."
Benim aklım turşu meselesinde kaldı onu okuyunca aklıma William Hale/Türk Dış Politikası adlı kitapta geçen bir bölüm aklıma geldi;
"İkinci dünya savaşından bu yana üç defa askeri darbe olduğu halde, ordu hala Türk toplumunda muazzam bir saygı görmektedir. Ayrıca soğuk savaş bittiği halde tüm genç erkeklerin gittiği ve hala 18 ay süren bedelsiz askerlik süresi hakkında bir şikayet duymak mümkün değildir. Askeri bütçe meclisten oy birliğiyle geçer. Türkiye, Yunanistan hariç tüm NATO ülkelerinden daha fazla olmak kaydıyle, GSMH'sının yaklaşık yüzde 4'ünü savunmaya harcamaktadır."
17 04 2008
301. madde
Şimdi Ahmet Hakan'ın 301. madde ile ilgili yazısına geçelim;
"
Türklüğe hakaret
KAFAYI yemiş onlarca yazar, "Hadi arkadaşlar! Şu Türklüğe şöyle ağız dolusu bir sövelim... Hakaretler yağdıralım" falan diyerek bir araya gelse...
Ve bu kafayı yemiş yazarlar, sırf Türklüğe hakaret etmek maksadıyla onlarca kitap yazsa...
Yine de...
"İtalyan barış kızı"nın...
Önce ırzına geçen...
Sonra da öldüren...
Ve Türkiye’yi, "Gelinlik giymiş bir kadının ırzına geçilmeden ve öldürülmeden Gebze’den ötesine geçemeyeceği bir ülke" olarak hafızalara nakşeden...
O aşağılık herifin Türklüğe ettiği hakaretin yanına bile yaklaşamaz...
Yani...
"Türklüğe hakaret" konusunda üst düzey duyarlılık sergileyen MHP’nin daha yapacak çok işi var...
* * *
"Çaplı" ya da "çapsız" herhangi bir yazar...
Yazdığı kitapta Türklüğe hakaret etse...
Ya da ağız dolusu bir güzel sövse...
Yine de...
"Şu çılgın Türkler, 2008 yılında bile, yazarlarını yazdıkları kitaplar nedeniyle yargılıyor, ceza veriyor ve hapis yatırıyorlar" cümlesindeki...
Türklüğe hakaretin yanına bile yaklaşamaz...
Yani...
301. madde ile ilgili düzenlemeyi Meclis’e sevk etmekten imtina eden...
Üstelik fikirleri nedeniyle katledilmiş bir yazarın eşi olan...
CHP’li Meclis Başkanvekili Güldal Mumcu’nun, göstermesi gereken daha çok direnç noktası bulunmakta...
* * *
Ulusalcıların hışmına uğrayıp "dikkat çekme"nin tadına varmak isteyen kifayetsiz muhteris bir yazarımız, yazdığı son kitabında Kerinçsiz gibilerin dava açmasına olanak sağlayacak türden bir kıtır atsa...
Yani...
Türklüğe şöyle bir giydirse...
Malatya’da İncil okuyup dağıtan insanları bıçakla keserek öldüren soğukkanlı katillerin...
Ya da Trabzon’da bir rahibe kurşun yağdıran "milliyetçi gazlama Türk dizileri"nin etkisindeki küçük katilin...
Türklüğe ettiği hakaretin yanına bile yaklaşamaz...
Yani...
301’e biraz mahcup bir şekilde sahip çıkmaya çalışan sosyal demokrat partimiz CHP’nin etkili ve yetkili isimlerinin daha yapacak çok işleri var...
* * *
Yazdığı metinde...
Türklüğe hakaret etmediği halde...
"Türklüğe hakaret etti" diye yargılanan...
Türklüğe hakaret etmediği halde...
"Türklüğe hakaret etti" diye ceza verilen...
Hrant Dink isimli...
Türkiye’nin en yerli ve en baba adamını, kafası dumanlı bir yeniyetmeye vurdurtanların...
Türklüğe yaşattıkları utancın...
Ve Türklüğe ettikleri hakaretin yanına...
Hiçbir yazar, hiçbir satırıyla yaklaşamaz bile...
Yani...
Milliyetçi partimiz MHP’nin, Türklüğün şanını korumak için atması gereken çok adım, hazırlaması gereken çok afiş var...
HÜRRİYET
15 04 2008
Kutlu Doğum Haftası...
Sen öyle güzel öyle güzelsin ki, Senin için yaratılmış adeta sana hediye edilmişken tüm kainat onun içinde yaşan birileri burada sana küçük bir hediye sunuyor ya işte o birilerine bile teşekkür ediyorsun unutmadan…
367 sabih
"Ergenekon soruşturması Şemdinli gibi olmaya mahkum." demiş. Ama bir yandan da ergenekon örgütünün kirli çamaşırları ortaya çıkmaya devam ediyor. Mesela dünkü Mehmet Altan'ın yazısında;
"En önemli olay... Kapanan Nokta Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş’ün, emekli Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen günlüğe ilişkin haber nedeniyle hakkında açılan davada beraat etmesiydi...
Hatırlayacaksınız... Davayı emekli Oramiral Özden Örnek açtı... Alper Görmüş’e atfedilen suçlar ‘iftira’ ve ‘neşren hakaret’ idi... İddianame, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlandı... Görmüş’ün ‘iftira’ suçundan TCK’nın 267’nci maddesinin 1’inci fıkrası uyarınca 1 ile 4 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, sanık hakkında aynı maddenin ‘fiilin maddi eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması halinde, ceza yarı oranında artırılır’ hükmünü içeren 2’nci fıkrasının da uygulanması talep edildi...
İddianamede, Görmüş’ün ‘neşren hakaret’ suçundan da 3 ay ile 2 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması da istendi... Alper, işte bu davadan beraat etti... "
"Bu mahkeme sürerken, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriye Öz, operasyonlarda ele geçen belgelerin ardından, Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek’e ait olduğu açıklanan günlüklerle ilgili Alper Görmüş’ün bilgisine başvurmuştu...
Savcı Öz, Alper Görmüş’ün elinde bulunan belgelerle ele geçen belgeler üzerinde inceleme yapılmasını istemiş, yapılan incelemede günlüklerin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na ait bilgisayardan çıktığı resmi yazıyla belgelenmişti...
Alper Görmüş yargılandığı mahkemeye bu kanıtları verdi ve araştırmanın genişletmesini istedi... Çünkü... ‘Darbe Günlüğü’ ileri derecede ciddiyet kazanmış gözüküyordu... Mahkeme bu talebi ısrarla duymadı... "
"Deniz Kuvvetleri’nin eski komutanı Oramiral Özden Örnek’in notları olarak yayınlanan belgelerin Deniz Kuvvetleri’ne ait bir bilgisayardan çıktığı resmen belgelenmedi mi? Belgelendi...
Orada ne iddialar vardı? ‘2003 ve 2004 yıllarına gelindiğinde... Dönemin kuvvet komutanları darbe hazırlığına girişmişti. Sivil siyasete müdahale edeceklerdi. Bu darbeye ‘Sarıkız’ kod adını vermişlerdi. Ancak yeterli desteği bulamamışlardı...
Alt düzeydeki komutanlarda öyle bir hava yoktu... Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök de buna karşıydı...
Ayrıca 28 Şubat 1997 darbesindeki gibi medya desteğini de alamamışlardı.’ ‘Darbe yapılacaktı’ iddiasını duymayan... Onu yayınlayanı yakalayan... Ayrıca, yayınlayanın belgelerin ciddiyetine ait resmi kanıtlarını da işleme koymayan bir hukuksal sistem olur mu?
Oluyor... Çünkü bizde ölçü ‘hukuk’ değil, laiklik... ‘Laiklik elden gidiyor’ ise tehlike var... ‘Demokrasi elden gidiyor’ ise önemli değil... "
Şimdi Sabih Kanadoğlu'nun açıklamaları ile Mehmet Altan'ın yazısını yani Alper Görmüş'ün beraatini üstüste koyunca anlıyoruz ki Sabih Kanadoğlu'nun bir bildiği var. Biz yine de ümidimizi yitirmeyelim. Tabi hala ergenekon örgütünün fasa fiso olduğuna inananlar var onlara da Allah selamet versin.
Bir de Ergenekoncuların "delikanlılığını" doğru sözlülüğünü anlatan bir yazı var onuda okumak isteyenler tıklasın.
14 04 2008
Utanç
* Sabah: Olayı "Pippa Bizi Affet" başlığıyla duyururken aynı başlığı İtalyanca olarak verdi.
* Milliyet: "Siamo Molto Addoloratı- Acımız çok büyük" manşetiyle duyurdu.
* Star: İtalyanca "Siamo Addolorati- Acı içindeyiz" başlığıyla çıktı.
* Hürriyet: Haberi "Kötü insanlar her yerde var" cümleleriyle yorumladı.
* Takvim: Okuyucularına "Utan Türkiye" manşetiyle duyurdu.
* Akşam: "Yüz Karası " manşetiyle verdi.
* Taraf: " Utancımız mı yası mı büyük" cümleleriyle olayı duyurdu. * Posta: "Barışa Tecavüz" başlığını kullandı.
* Radikal: Olayı "Balkanlardan otostopla geçti, Türkiye'de öldürüldü. Bu nasıl ülke böyle" başlığıyla verdi.
Bu konuda Can Dündar olayı çok güzel anlatan bir yazı yazmış;
"Şimdi “canavar”ı yakaladık. Pippa’nın annesinin “Her ülkede olur böyle şeyler” ifadesine dört elle sarıldık.Samimiyetle özür dileyerek vicdanımızı rahatlatmaya çalışıyoruz.Ama rahatsız edici soru hâlâ orta yerde duruyor:“Her ülkede olan şeyler” neden burada daha çok oluyor?Neden aynı kıyafetle bütün Avrupa’yı kat eden bir genç kız, Türkiye’ye gelince tecavüze uğrayıp öldürülüyor?Çünkü Pippa’nın annesinin dediği gibi, “Kötü insanlar her yerde var” ise de, galiba sadece Türkiye’de kollanıyor."
"Bakın; daha 6 ay önce Samsun’da 12 yaşındaki kızına tecavüz eden babaya 5 yıl ceza indirimi getirildi. Gerekçesi, suç kadar utanç vericiydi: “Adli tıp raporuna göre tecavüzden sonra kızın ruh sağlığında bozulma saptanmadı.”Ünlü bir mankene sevgilisi uyuşturucu verip tecavüz etmişti; ama mahkeme “Tecavüzcünün mağdureyle olay öncesi cinsel yaşamı var” diye “en alt sınırdan” ceza vermişti.“Irzına geçilince ruh sağlığı bozulmayanlar, evlilik dışı cinsel yaşamı olanlar, tecavüzü hak eder” diye düşünüyordu maço adalet anlayışımız...Bu anlayıştan hareketle tecavüze uğrayanın bakire olması “ağırlaştırıcı neden” sayılıyordu.Biliyor musunuz; kadının çığlık atıp yardım istemesiyle yarım kalan tecavüz eylemine yarı yarıya ceza indirimi yapılıyordu bu ülkede... Yargıtay durdurdu.2004’e kadar Ceza Yasamız, örf için namus cinayeti işleyene, örneğin tecavüze uğrayan kızını öldürene “tahrik” sebebiyle ceza indirimi uyguluyordu. Tecavüz suçu, eski Ceza Yasası’nın “Kamu Ahlakı ve Aileye Karşı Suçlar” bölümündeydi. “Kadının bedeni, kamunun ilgi alanındadır; cinselliği de ailenin sorumluluğundadır” demekti bu... AB’ye uyumlu yeni yasayla tecavüz, “Kişilere Karşı Suçlar” bölümüne alındı.Belki bilmeyenler vardır; cinsel tacizde “çocuğun rızası” diye bir koşul vardı. Bu durumda tacizcinin cezası indiriliyordu.Evlilik içi tecavüz suç kabul edilmiyordu.Tecavüzcü, tecavüz ettiği kızla evlenirse affedilebiliyordu."
"Önce yasaları, sonra kafaları değiştirmeden kadınlar serbestçe gezemez buralarda...Ya Pippa’lara başka güzergâh önereceğiz; ya biz bu yolu değiştireceğiz."
13 04 2008
"Vatandaşlık hakkı"
"...Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, oğlu ve gelininin işe alınırken hangi sınava girdiğine ilişkin sorusuna ilginç bir yanıt verdi. Çiçek, “kişilerin bakan yakını olmaları anayasa ve yasalardan doğan vatandaşlık haklarını kullanmalarına mani teşkil etmez" yanıtını verdi. CHP’li İnce ise “bakan yakını olmayan vatandaşlarımızdan kamunun ballı, maaşı yüksek kurumlarında sınavsız işe girmek isteyenleri ‘vatandaşlık haklarını’ kullanmaları için Sayın Cemil Çiçek’e müracaat etmeye davet ediyorum dedi..." 12 04 2008
Erdoğan'ın karşısındaki en zorlu 11...
Başbakan Erdoğan kapatmaya karşı, parti olarak 'hukuk sahasında' her türlü çetin mücadeleyi vereceklerini gittiği her platformda veriyor... Fakat, Sabah'ın usta çizeri Salih Memecan'a göre, Erdoğan'ın hukuk sahasında çekindiği bir ilk on bir var. Fenerbahçeliliği ile bilinen Erdoğan'ın, fenerbahçe adına karşısnda çıkan tüm engelleri aştığına dikkat çeken Memecen, "Fenerlinin karşısında zorlu bir ilk on bir daha" diyor... HABER 7
"Allah'a ve Peygamber'e hakaret neden yok?"
Habere göre; Memur-Sen Genel Başkanı Dr.Ahmet Aksu, Türk Ceza Yasası'nın 301'inci maddesinde hakaret halinde ceza konusu olacak ulusal değerlerini sınırı yeniden çizilirken Allah ve Peygamber gibi kutsal kavramların neden bu kapsama alınmadığını bir yazılı açıklama ile soruyor...09 04 2008
CHP'li Vekilden Örnek Davranış
Gün geçtikçe siyah-beyaz diye ayrılmaya çalışılan bir gündeme boğulan bir ülkede yaşamak çoğu zaman sıkıntı veriyor insana. Kimsenin ötekinin haklarına saygı göstermemesi, olabildğince bir çıkarcılık vs.vs...Ali Bulaç'tan Önemli Tesbitler...
Ali Bulaç'tan hayli düşündürücü birkaç tespit ile karşılaştım. Aslında bugün AKP'nin Türkiye'deki dindar düşünürler üzerinde ne gibi bir etki yaptığının ve bunun müslüman topluma nasıl yansıdığının bir fotoğrafını çekiyor...08 04 2008
Demokrasi son nokta mı?

kışkırtMA

Geçtiğimiz günlerde Ankara Üniversitesinde "karşıt" grupta yer alan öğrenciler kavga etmiş ve bu üniversitede olaylar yüzünden eğitime ara verilmişti. 80'li yıllarda yaşanan olaylardan sonra ilk defa bir üniversite şiddetten dolayı kapılarını kapadı.
Tam bu olayların bir daha yaşanmamasını dilerken, Akdeniz Üniversitesinin kapısında öğrenciler birbirlerine saldırdı. Bizler elbette 80 darbesini yapan "zihniyetin" düşündüğü gibi apolitik olmak istemiyoruz ancak düşüncelerin bu şekilde şiddete dökülmesi kesinlike kabul edilemez. Üstelik bu kavgaya karışanlar öğrenci bile değiller. -fotoğrafta etrafa rastgele ateş açan şahıs gibi. kendisi MHP il teşkilatında görevli olarak itham ediliyor.-
Bu olaylar basit öğrenci kavgaları değil. Bu insanlar normal öğrenci değil. Buradan herkese çağrımız, bu tür bize hiçbir fayda sağlamayacak üstelik oldukça zarar verecek, kışkırtmalara gelmemiz. Düşüncelerimizi, fanatikleştirmeden karşı tarafı anlayarak aktarmamız.
M.Akif Memmi-Galip Varoğlu
07 04 2008
Ergenekon Destanı
-RADİKAL -
İSTANBUL - Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan Türk Ortodoks Patrikhanesi sözcüsü Sevgi Erenerol, en uzun ve detaylı şekilde sorgulanan zanlılarındandı. İlk kez Tuncay Güney'in evinde ele geçirilen 'Ergenekon Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi 29 Ekim 1999 İstanbul' başlıklı metin hakkında en detaylı sorular ona soruldu. Bu belgeyle ilgili Veli Küçük bu kadar detaylı sorgulanmamıştı. Sevgi Erenerol'a polisin soruları Ergenekon belgesinin ne kadar detaylı ve çok yönlü planlar içerdiğini gözler önüne serdi. Sevgi Erenerol, Ergenekon metniyle ilgili soruların hepsine aynı yanıtı verdi: "Herhangi bir bilgim yoktur." Ergenekon belgesi, örgütün illegal kolları, suikast düzenleme koşulları, tetikçi ajanlarının eğitimi, örgüt içi infaz koşulları gibi bütün detaylar düşünülerek yazılmıştı. Ergenekon metnine göre örgüt finansal kaynaklar yaratmak içinde illegal yollara başvurmayı göze almıştı. Farklı ülke bankalarının içine ajanlar sızdırarak hesaplardan para aktarımı yapılması planlanmıştı. Banka, holding, medya sahibi olmak amaçları arasında.
İlk kez Güney'de çıktı Tuncay Güney, emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve emekli Binbaşı Zekeriya Öztürk'ün evinden çıkan 'Ergenekon Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi 1999 İstanbul' belgesinin içeriğinde polisin Erenerol'a sorduğu sorulara göre şunlar bulunuyor:
Bankaya 'hacker' sokup para aktarma planı Ergenekon belgesinin önemli bir kısmını finansal kaynaklar için yapılacak illegal seçenekler oluşturuyor. Örgüt banka kurmayı bile düşünecek kadar cüretkâr.
05 04 2008
"CHP halktan kopuk siyaset yapıyor"
haberin devamı için tıklayınız.
Bilmem yorum yapmaya gerek var mı? Çağın felsefi düşüncelerinden bile bihaber olan bir parti artık CHP. Oysa rakibi AKP post-modern bir dili öyle güzel kullanıyorki, bu gidişle pazarlama (marketing) literatüründe AKP örnek vaka olarak okutulabilinir. Siyaset pazarlamasında post-modern tutumlara örnek vaka AKP... Görürsek hiç şaşırmayalım... Unutmadan, YÜKSELEN AKP DEĞİL ALÇALAN DUVARLAR...
Aysun Kayacı'nın kapatma davası
Perihan Mağden
Gazetemiz Toprakları'nda süper beğenerek izlediğim bir 'münakaşa' ('münazara' deyip kimseyi küstürmeyelim) cereyan ediyor. 'Tepeden Bakmacı 1 English Boy School'cu tavrıyla, Union Jack yazısı attırdı Murat Belge, Sn. Namık Kemal Zeybek'e. 'Biraz bilgi!' filan korkarım başlıklı. Girişmek isterdim. Ama Gündem çok yoğun. Şam'dan bildirmem, pardon Aysun Kayacı Meselesi'ne tebelleş olmam icap ediyor. Bu nedenle de yukarda ismi geçen 2 Gasteden DostDost'tan özür dileyerek kendi Münazara Ödevi'me geçiyorum.
Aysun Kayacı biliyorsunuz NTV'nin Yıla Damgasını Vuran 'Kireçsökücü Kullanarak Makinesinin Ömrünü Uzatan Kadınlar' programının konuşmamacılarından biri.
Kız 'gak' dese olay oluyor,'guk' dese (k)OLAY. Hakikaten güzel bir kız çocuğumuz. Burnunun şekliyle az biraz oynamadan ve ağzını ördek şekline bu kadar yakınlaştırmadan önce (enn natürel haliyle) daha bile güzeldi. Belki ağız modelini revize ettirmemiştir. Dudaklarını ördek gibi tutma pratiğiyle- Yani hep öyle yapa yapa O Model beyne üşüşen düşüncelere de sirayet ediyordur, bilemiyoruz tabii ki.
Şimdi bu güzel olduğu kadar, saçık sözlü çocuğumuz geçen haftalarda "Dağdaki Çoban'ın oyuyla, benim oyum niye 1 olsun ki?" diye isyan etti ya. Ayrıca, (affedersiniz) "Ayak Takımı tarafından yönetiliyoruz!" diye damgaya parmağını vurdu ya.
Aysun Kayacı mankenlikten kazandığı paralarla yurdumuzun Kentucky Fried Chicken Üniversiteleri'nden birinde 'How To Fry Chicken and Not Burn İt' bölümünde okuyor, bildiğim kadarıyla.
E bu kadar bilgi+görgü+NTV de dahil olduğu Kireçsökücü Kullananlar Bilinç Kulübü, kıza hak vermemek imkânsız.
'Entitled' mı bu 'comment'leri yapmaya? Yerden göğe kadar 'entitled'. (Yine Türkçe'de kavramın karşılığı verilmediği için bulunmayan bir kelime.) Ayrıca AK Parti ileri gerileri tarafından 'Edepsiz civciv'den 'teneke kafa'ya çok daha feci konotasyonları da bulunan (bu yüzden buraya alıntılamayacağım) nice bayır aşağı taarruza uğramasını da; düşündüklerini ifade etti diye, tek kelimeyle 'çirkin' iki kelimeyle 'edepten ari' buluyorum.
"Genç bir hanım kızımıza yaptığınız bu şirazesinden fırlamış sataşmalar; sizin neden elinizin bi türlü kalkamayıp da 301'lere filan dokunamadığınızın, anti-demokratik temayüllerinizin feci modellerde dışavurumudur beyler!" demeyi de, boynumun borcu sayıyorum.
Ve fakat Aysun Kayacı'nın bu 'sıradan faşist' sözlerine Sosyaldemokrasinin Gelini kimliğiyle DE anında görüntülenen Müjde Ar ise, önce sıkı bir fırçasını atıp Kayacı'ya (Fırça Apla), sonra da Popülizm Suları'nda yelkenlisinin fazla açılmasına engel olamayıp "Adıyamanlılar da mağarada yaşıyorlar. Ayrıca elektriği kaçak kullanıyorlar"ı buyurmuş!
Bunun üstüne 'Adayamanlılar MağaraAdamları ve Kadınları Derneği' midir, 'Kaçak Elektrik Kullanıp Bunun Yüzlenmesine Tahammülü Olmayanlar Cemiyeti' midir kimdir, bilemeyeceğim; gidip koşa koşa her ikisi hakkında da suç duyurusunda bulunmuşlar.
Suç Duyurucular cenneti!
Suçlanmalarını istedikleri maddeler arasında, en son İsveç gezisinde Demokratikperver Başbakanımız'ın "Valla da kaldırıcaz, billa da değiştiricez tez elden" dediği (27'nci kez diyormuş Türkiye bu temennileri) 301'inci madde de var ki-
Ufuk Uras'ın haklı olarak "Söylediklerinde fikrin 'f'si yok" dediği düşüncelememeleri Ar'la Kayacı'nın; 301'in iyiden iyiye 'ridiküle' edilmelere layık bir 'ridiculous' madde olarak teşhirini temin etti.
Ufuk Uras '301'e hakaret' olarak da görerek bu iki Bilinç Hanımımız'ın bu maddeden (de) ithamını, 301'i ciddiye alıp sahip de çıkmış oluyor ki- Bu da yadırganacak bir açılım değil.
Gülünç olarak görüp (H)Amerika olsaydık JayLeno'lamalara doyamayacağımız BU madde Ergenekon Çocukları'nın mahkemelerimizi basıp bizi hedef tahtası haline getirmesine, vesile teşkil etmedi mi? İnternet kafelerde futbollayarak oturan beyaz bereli çocuklarımızın Dink'i tanıyıp bilenmelerine/en azından olayların hissiyatlanmaları böyle cereyan etmiş GİBİ (Türüt kliplerinde filan) lanse edilmesine sonradan ve önceden 'Gerekçelendirme İmal Sanayii'nin- yaramadı mı? Kullanılmadı mı? Yani deretepe/kıl tüy/kan ceset 'kullanılmış' bu maddenin artık miadını doldurduğunu ve Ar'la Kayacı'nın dahi ayağına dolanabilecek kadar kedi yumaklandığını kabul etsin (ve nitekim: edecektir) AKP. O maddenin içeriğini (sizi temin ederim) aynen başka bir maddeye taşımayı da (şu günlerde kanunun karşısında kıldan ince boynunun) borcu bilecektir. Benim 'yadırgadığım' tamamen: CHP'cilerin, ulusalcıların, Ergenekoncuların, Türksolcuların, aydınlatmacıların, herrrşeyibilenlerin, bendeniyimibileceksinkardeşimci-lerin, yargıhükümrancıların: yani Medyalamamızdaki O Müthiş ve Kocaman Koro'nun söylediklerinin TIPKISININ AYNISINI (evet! Pınar Kür'ün ifade ettiği üzre, onun kadar ortacı ve sıkıcı olmayı başaramadan) ifadelendirmesi üstüne Aysun Kayacı'nın- NEDEN ona yalnızca ve yalnızca Mehmet Y. Yılmaz'ın sahip çıkmış olmasıdır?
Cumhuriyet Gazetesi'nin bütün fikir başları tamamen aynı hissiyatlanmaları ifadeye kendilerini on yıllardır adamış iken, NEDEN bu Cumhuriyet Çocuğu'nun çemkirmelerine sahip çıkmamaktadır? Tabii (Pınar Kür Çizgisi'nin belirttiği minvalde) "Neden Emekli bir Orgeneral'le, kömüre ve nohuta muhtaç bir gecekonducunun oyu bir olsun ki?" ya da "Neden koskoca bir Anayasa Mahkemesi Üyesi'yle bir Yargıtay Başsavcısı'yla, Kayserili bir mantıcı teyzenin oyu (ve hatta onun Meclis'imize tebelleş ettiği vekilleri) bir tutulsun ki?" demiş olsaydı Aysun Kayacı- Örneğini Dağdaki (muhtemelen: Kürt) Çoban yerine bu güzel insanlarımızdan seçmiş olsaydı, Atatürkçü Düşünce Derneği bir sonraki İzmir Mitinginde güzel megafonunu bulmuş olurdu! Bu kaçan fırsata yandıklarından belki de, hissiyatlarını bunca direktoman dillendiren güzel yavuracağımıza sahip çıkamadılar. Belki de Pepsi reklamlarından.
Öpüştüğü için değil!
FANATİK LAİKÇİ onlar.
'Anti-emperyalistiz' sanrılandıkları için. Putin'i öven Rus modacı kızın defilesine çıksaydı Kayacı- diyelim. Nedenleri bunlar olabilir yani. 'Kaçan balık, güzel olur'- diye ekonomi yazarı bitirişi yapıyorum.


