30 11 2011

"Nebevî Nefes"

Ömer deyince aklımıza ilk dört halife döneminde halifelik yapmış, adaleti ile nam salmış Hz. Ömer gelir. Ancak İslâm tarihinde pek bilinmeyen bir Ömer daha var ve çoğu kez ikinci halife Hz. Ömer’le karıştırılır.

İkram Arslan ilk romanı Nebevî Nefes İslâm tarihindeki ikinci Ömer’i anlatıyor. Bugün İslâm tarihinde pek de hayırla anılmayan Emevîler döneminde halifelik yapan Ömer bin Abdülaziz hakikaten hakkında çok az şey bildiğimiz bir halife.

Uzun süreli ve farklı dillerde araştırmalar sonucu ortaya çıkan bu kitapta Halife Ömer ve İslam tarihi ile ilgili pek çok yeni ya da gözden kaçmış şeye romanın akıcılığı içerisinde farkına varıyorsunuz.

İkinci Ömer’in belki de en önemli icraatı Cuma hutbeleri ile ilgiliydi. Emevîlerin kuruluşundan beri cuma hutbelerinde Hz. Ali’ye lanet okunuyordu. Bugün bize çok yabancı gelen bu uygulama ikinci Ömer döneminde bizzat kendisi tarafından kaldırıldı ve bugün dahi devam eden uygulama yani hutbeden sonra Nahl suresinin doksanıncı ayetinin okunmasını başlattı. Daha sonra bunu emri altındaki bütün valilere mektuplarla bunu yapmalarını emrederek Hz. Peygamberin “Ben ilmin şehriyim, kapısı Ali’dir” hadisine layık olan İslam’ın dördüncü halifesine karşı hakaret içeren Cuma hutbesini düzeltti.

Kur’an’ın Müslümanlar arasında farklı şekillerde okunması üzerine ortaya çıkan Kur’an-ı Kerim’deki harflerin noktalarının, üstün, esre, ötre gibi işaretlerin nasıl ortaya çıktığını da yine bu kitaptan öğreniyoruz ki eğer bunlar zamanında yapılmasaydı bugün dünyanın farklı yerlerinde farklı şekillerde okunan ve anlaşılan metinlere sahip olabilirdik.

Kur’an-ı Kerim ile birlikte İslam’ın doğru bir şekilde yaşanması için dört kaynaktan biri olan hadislerin yazılması ikinci Ömer’in döneminde gerçekleşmiş, ezberlerinde pek çok hadis olan sahabilerin bir bir vefat etmesi üzerine bilinen hadislerin kaybolmaması için böyle bir karar alınmıştı.

Ömer bin Abdülaziz nam-ı diğer ikinci Ömer’in bir diğer uygulaması ise halifeliği döneminde geçinmek için başka işlerle uğraşmayıp kendi işlerine odaklanmaları için valilerin maaşlarını artırması. Aslında günümüzde sıklıkla tartışma konusu olan cumhurbaşkanı, başbakan, milletvekili maaşları için Halife Ömer’in uygulaması önemli bir noktayı hatırlatıyor. Tabii bu noktada şunu da vurgulamak gerekiyor ki ikinci Ömer’in veziri Reca bin Hayve “Ümeyyeoğullarının (Emevîlerin) en iyi giyineni Ömer bin Abdülaziz’di. Giydiği kıyafetlerin fiyatının 1000 dinarı bulduğu olurdu. Ancak halife olduğu gün büyük bir değişiklik yaptı. Sürekli eski kıyafetleri giymeye başladı. Vefat ettiğinde giydiği kıyafetleri 20 dirhem bile etmemişti” sözleri bize ikinci Ömer’in halife olduktan sonra nasıl bir değişim gerçekleştirdiğini anlatıyor.

İkram Arslan’ın kitabı özellikle iki noktada da bugünkü hayatımıza dair çok önemli açılımlar getiriyor. Birincisi, günümüzde sıklıkla karşılaştığımız Kürtler şöyledir, Yahudiler böyledir tarzı genellemeler Nebevî Nefes ile bozguna uğruyor çünkü cahiliye âdeti asabiyeti yeniden İslam dini içerisinde uygulayan Emevîleri aynı şekilde genellemememizi çünkü bir aile içerisinde, bir sülale içerisinde, bir kavim içerisinde, bir millet içerisinde iyilerin de kötülerin de olabileceğini bize gösteriyor.

İkincisi, kitabın ana konusu olan Ömer bin Abdülaziz kendisinden önceki halife Süleyman bin Abdülmelik’in vasiyetinde halef olarak kendisini göstermesine rağmen halifelik görevini istemedi ve cemaat tarafından halifeliğinin onaylanması ardından görevi kabul etti. Buradan da günümüzde Müslümanların her gün daha da artarak talip olduğu koltukların, mevkilerin nasıl bir emanet ve sorumluluk olduğuna dair önemli bir hatırlatma içeriyor.

Dilerim ki yazar çalışmalarına devam eder ve İslam tarihinden daha başka bilinmeyen ya da az bilinen isimleri ortaya çıkarır ve geçmişten bugüne medeniyet birikimimizi öğrenmemize yardımcı olur.

Mehmet Akif Memmi

https://twitter.com/#!/makifmemmi

0 yorum: