18 01 2012

Hrant Dink davası ve Türkiye'de Gayrimüslimler

HRANT DİNK’in katledilişinden beş sene sonra biten mahkemeden vicdanlara ağır gelen, adalet ile bağdaşmayan bir karar çıktı. Karara göre Hrant Dink’i öldürenler hiçbir yerden emir almamış, kendi başlarına Hrant Dink’i hedef olarak belirlemiş ve öldürmüşlerdi. Hrant Dink’in öldürülmesinden önce yaşananlar, sonrasındaki olaylar ve mahkemenin gidişatı, yaşanan bu olayın münferit bir hadise olmadığını apaçık belli ediyordu. Bu olayın öncesi ve sonrası ve mahkeme sürecini ziyade Türkiye’de Gayrimüslimlerin dünden bugüne yaşadıklarıyla birlikte Hrant Dink’in öldürülmesi ve mahkeme sonuçlarını değerlendireceğim.

Türkiye’de Gayrimüslim olmak hiçbir zaman kolay olmadı. Tek parti diktası ya da çok partili dönem fark etmeksizin, kimi zaman halkın bizzat içerisinde olduğu, kimi zaman devlet eliyle uygulanan politikalar henüz yakın geçmiş diyebileceğimiz 1950’lerde üçte biri Gayrimüslim olan İstanbul’u, bugün Gayrimüslimlerin yaşam alanlarının birkaç mahalleyle sınırlı olduğu hale geltirdi.

Büyük ölçüde Gayrimüslimlerin zarar gördükleri 1934 Trakya Olaylarına ve 6-7 Eylül Olaylarına halk bizzat katılırken, 20 Kur’a askerlik, Varlık Vergisi ya da mübadeleler devlet eliyle uygulandı.

6-7 Eylül olaylarında Gayrimüslimlerin mallarını yağma ve talan eden kişiler birkaç sene sonra beraat ettirilmiş, tutukluluk süresince de dışarıda serbestçe gezebilmişlerdi. Zararları tanzim edileceği söylenen Gayrimüslimlere tazminat ödenmemiş, sadece yardım kampanyası yapılmış ve tazminat istemeyen şirketlerin isimleri gazetelere basılmıştır. Tabiatıyla bu, topluluk üzerinde farklı bir baskı yaratmıştı.

Varlık Vergisi uygulamasında nasıl Gayrimüslimlere ayrımcılık yapıldığını anlatan eski İstanbul Defterdarı Faik Ökte vatan haini ilan edilmişti.

20 Kur’a askerlikte caddelerden kimlik kontrolüyle toplanan ve kendilerine bir asker üniforması dahi verilmeyen Gayrimüslimler, çöpçü kıyafeti olduğu rivayet edilen kıyafetlerle Almanya’daki Yahudilerin başına gelenlerin kendilerinin de başına geleceği korkusuyla amelelik etmişlerdi.

Bunun gibi pek çok adaletsiz uygulamayla karşılaşan Gayrimüslimler doğup büyüdükleri topraklardan ayrılıp kendilerine yeni yurtlar bulmak zorunda kaldı.

Hrant Dink’in öldürülmesinin ve ardından yaşanan olayları değerlendirmek için henüz erken ve umarım bu karar Yargıtay tarafından bozulur, cinayet bütün bağlantılarıyla ortaya çıkarılır.

Yine umuyorum ki bundan yirmi sene sonra Hrant Dink’in katli, Malatya’daki misyonerlerin öldürülmesi, Trabzon’da Rahip Santoro cinayeti inşallah yukarıda saydığım olaylarla birlikte Türkiye’nin devamlılık gösteren politikaları arasında sayılmaz, hatta Türkiye’nin Gayrimüslim politikalarının değiştiğini gösteren bir örnek olur.

5 yorum:

Unknown dedi ki...

Aslında her ne kadar yorum yapmak istemesemde,azınlık tartışmalarının Hrant Dink üzerinden yapılmasını dogru bulmuyorum.Sebebi ise,azınlıkların bir kaç mahalle ile sığdırılmış olduğu vesair.Lakin azınlık dediğimiz kavram sadece Türkiyede değil,her ülkede bir problemdir.Kendini bulunduğu ülkenin sahibi zannedip,diğer milletlere hor gözle bakan.
Gel gelelim meselenin özüne,Almanya da türklere olan bakış her ne kadar belli bir nüfus olsalarda,ingiltere de zamanında iskoçlara olan bakışta aynı şekilde idi.
Bri yönü ile de azınlıkların farklı bir yönü var,bu ülke de azınlık dediğiniz insanların,mevut hali ile birkaç ili birden satın alacak güçleri olduğunuda unutmamak lazım.
Bu gün hepimiz hrantız,hepimiz ermeniyiz diyerek güya azınlıklara sahip çıkan ve dahi ırkçlığı red ettiğini düşünen,osmanbeyde toplanıp bağırmakla azınlıklara sahip çıkan gruplar,madem öyle romanlara neden sahip çıkmadılar.
Meselem azınlıklarla değil,meselem azınlıkları dahi çok iyi tanımadan insanların kafasında oluşturulan ezilen azınlıklar tezidir.Gidin bakın azınlıkların çocuklarının okuduğu okullara görelim azınlık bizmiyiz onlar mı?

M. Akif dedi ki...

bu ekonomi perspektifli yaklaşım tam da ittihat ve terakki cemiyeti'nin ardından da tek-parti zihniyetinin düşüncesiydi. 1915'te ermenilerin geri dönüp tekrar mallarını isteme ihtimali, onların bir daha geri dönemeyecek şekilde yollanmasına yol açtı.
türkleştirmeyi iki açıdan tanımlayabiliriz. bir nüfusun türkleştirilmesi, iki ekonominin türkleştirilmesi. ekonomi kısmı benim yazıda çok kısa bir şekilde değindiğim olaylar çerçevesinde oldu ve aslında nüfusa da yansıdı. bu rasyonel olabilir ya da ulus-devlet kurmak için olmazsa olmaz kabul edilebilir ancak ben bunun adalete, islami ve insani değerlere uygun olmadığını düşünüyorum. hatta geçenlerde bir röportajda duymuştum yeni bir 6-7 eylül olayları olsa da şunların mallarına el koysak diye konuşulduğunu kapalı çarşıda.
doğrudur azınlıklar ulus-devletlerin yumuşak karnı olabilir ve başka ülkelerde de benzer şeyler yaşanmıştır. çok yakınımızda yunanistan'da helenizasyon, mısır'da hıristiyanların yaşamlarının zorlaştırılıması gibi.
azınlıklar ezilmiyor mu hakikaten, madem ezilmiyorlar neden sürekli kendi memleketlerinden ayrılıp yurtdışına göç etmek zorunda kaldılar?
azınlıkların varlıklı olmasında da bir problem göremiyorum. bütün zenginlere karşı bir ideolojik duruş olabilir ama sadece belli bir etnik kimliğe düşmanlık garip geliyor bana. sonuç olarak ikisi de aynı şekilde sömürmüyor mu?
romanlarla ilgili de muhtemelen yakın zamanda çeşitli konferanslar, kitaplar çıkacaktır yaşadıklarına dair çalışmalar yapılacaktır. bildiğim kadarıyla yeni yeni bilinmeye başladılar.

M. Akif dedi ki...

vakit ayırıp okuduğunuz ve yorum yaptığınız için teşekkürler...

Doğan ÇELİK dedi ki...

Ekonomi perspektifli yaklaşımın bilinçli bir şekilde bir zihniyetle yan yana getirildiğini düşünüyorum.
Bilakis bu durumu tam tersine diye algılıyorum.
Ermenilerin mallarını geri istemeleri konusunda bir problem yok yeri geldiğinde geri verilir.O zaman oturduğumuz toprakları da vermek lazım gelir,ki asıl itibari ile topraklarımız rumlardan alınmıştır.
Nüfusun yaşayış olarak türkleştirilmesi akla uygun ama,ekonominin nasıl oluyor,ekonomi kavramları içerisinde ilk kez karşılaşıyorum.
Daha azınlık ne demek bunda bir mütabakat varmıdır bilinmez,Türkiye bir ulus devlet midir?rasyonel olarak veya olmayarak ulus devlet kurmak isteyenler olabilir,yine söylüyorum türkiye halen bir ulus devlet değildir.
Birileri de 6-7 eylül olaylarını istiyor diye,ulus devlet ile alakası var ise o zaman herkes bir şekilde ulus devlettir.
Azınlıklar velev ki ulus devletlerin yumuşak karnı ise,osmanlı bir ulus devlet mi idi?,oradan vurdular.
Azınlıkları ezen ve dahi eziyor gözüken bir devlet var burası muhakkak,lakin kendi içinde bir bölünmesi ve çatışması olan bu devletin devletçi ve milletçi gözüküp aslen herkese düşman bir zihniyet oldugunu biliyoruz.
Göç etmek bizim kavim olarak alışkanlığımızdan kaynaklı olması dolayısı ile,yine söylüyorum göçe zorlanmak veya göç etmek tümü ile bilinçaltı meselesidir.günlük hayatta da izahları mevcuttur.
Azınlıkların servet biriktirmek gibi durumlarına karşı değiliz.Genel itibari ile servet biriktirmeye karşı olmak,azınlıklardan dolayısı ile dğildir.
Azınlıklara olan bakışı ittihat ve terakki yönü ile ele alacaksak genel kanı olan ittihatçışlık kavramını baz almış oluyorsunuz,tıpkı ulus devlet olan türkiye gibi.
Burada belli bir kimliğe düşmanlık ediliyor değil.zira şahsımın halen dahi bir çok ermeni komşusu var,küçüklüğümüzde onların muhitlerinde geçti.
Burada durum Hrant veya ermeniler değil,bu iki kelime üzerinden herkesin acitasyona gitmesidir.Madem azınlıklar bu kdar eziliyor bu ülke de,azınlık ne demek yeniden bir düşünmek lazım,çerkezler,lazlar,kürtler,arnavutlar vesair bir ton millet var bunların hepsi eziliyor mu?orta da saf kan türk mü var,var da biz mi bilmiyoruz.
Romanlarında başbakan hatırlatana kadar kimsenin aklına geleceği yoktu.Bırakın onu taksicilerin bile kimsenin aklına geleceği yokken,hrant ve ermeniler üzerinden bir hükümetle hesaplaşma duruşu oldugunu hesaba katmak lazım.vessselam

M. Akif dedi ki...

anladığım kadarıyla sizin için sıkıntı hrant dink meselesini uluslararası bir mesele olarak türkiye'yi sıkıntıa sokmak isteyenlerin kullandığı. ben de bunun uluslararası bir mesele yapılmasını istemem çünkü tam da yakın tarihle yüzleşirken bu tekrar algıları, kapıları kapatabilir.
türkleştirmekten kasıt şu tehcir vs. gibi demografik mühendislikle belli bir bölgenin nüfus dengesini değiştirmek. ekonominin türkleşmesi ise ittihat ve terakki döneminden başlayarak önce yabancı veya gayrimüslim şirketlerin yazışmalarının ve kayıtlarının türkçe tutulması istendi, daha sonra yönetimlerinde türklerin bulunması istendi sonra şirketler devletleştirildi gibi veyahut gayrimüslimlerin yaşam şartları zorlaştırıldı (çalışma izninin kaldırılması veya şehirdışına çıkma yasağı) veya güvende olmadıkları telkin edildi. daha sonra tabii ki ekonomik faaliyetlerini yok pahasına satıp gitmek zorunda kaldılar.